10 Haziran 2013 Pazartesi

Ehemmi Mühimme Tercih Edelim



Ehem, mühimme tercih edilir. Önemli işlerde, daha mühim olan seçilir. Musa’nın (as) kavmi, kudret helvası ve bıldırcın etinin yerine, yerin bitirdikleri kabak, sarımsak, mercimek ve soğanı tercih ettiler. Allâhu Azîmüşşan, “hayırlı olanı, daha aşağı olanla değişmek mi istiyorsunuz?” buyurdu. (Bakara, 61.)
Ebubekir’e (ra) bu fazîlete nasıl erdiği sorulduğunda şu cevabı verdi:
- Bu fazîlete beş şeyle erdim:
1. İnsanları iki grup olarak gördüm. Bunlardan bir grubu tâlib-i dünyâdır. Bir grubu da tâlib-i ukbâdır. Ben ise ne tâlib-i dünya, ne de tâlib-i ukba oldum. Tâlib-i Mevlâ olmayı tercih ettim. Rabbimin rızasına ermeyi her şeyin üstünde tuttum.
2. Müslüman olduğum günden beri ma'rifet-i ilâhiyye ile meşguliyet ve onun bana verdiği haz sebebiyle dünya nimetlerine meyletmedim ve doyasıya yemek yemedim.
3. Yüce yaratıcımın muhabbetinin bana verdi
 
ği manevî zevk sebebiyle, aşk harâretini söndürmemek için kanasıya su içmedim.
4. Dünya ameliyle âhiret ameli karşılaştığında daima ahiret amelini dünya ameline tercih ettim.
5. Rasülullah’ın (sav) sohbetine çok sıkı bir şekilde devam ettim. Daima O'nunla birlikte bulunmaya gayret ettim. Hicrette arkadaşı, mağarada yoldaşı ve daima sırdaşı oldum.
Sıddık-ı Azam’ın bu cevabı, ehem, daha mühim olanı seçmektir.
Sefere çıkan, ikamet ettiği yerini terk edip, üç beş gün kalacağı yere yatırım yapmaz. Serîuzzeval, tez gelip geçecek olan dünyaya ahireti tercih, akıl kârıdır. “Fakat siz, dünya hayâtını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” (A’lâ, 16.-17.)
Geneli ilgilendiren konularda, ehem, mühimme tercih edilir. Resul-i Ekrem (sav) Medine Vesikası’nda, bütün kavimleri vatanı korumak için bir araya getirdi. Her kesimin katılacağı noktaları tespit buyurdu. 1974’de Kıbrıs çıkarmasında, muhalefet iktidarla beraber karar aldı. Aralarında oluşan küçük kırgınlıklar kalktı.
İnsan, şekil ve şemail biçimiyle değil, Yaratıcının yaratma sıfatından dolayı sevilir. Aynı havayı teneffüs eden, aynı toprakta yaşayan kimselerde aranan en mühim özelliği takva olarak bildirir Hâlik-ı Lemyezel (cc). “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat, 13.)
İnanan, müminin kıymetini de, kalb ve amel olarak bildirdi Rabbimiz (cc). “Şüphesiz Allah Teâlâ sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak amellerinize ve kalplerinize bakar.”
Yaratılanı Yaratandan dolayı, müminleri îman, müslümanları müslim oluş, müttakileri de ittika, Hak Teâlâ’dan korkması sebebiyle severiz. (Allah’ü Teâlâ’ya yemin ederim ki, mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de, mümin olamazsınız. Size, bir amel bildireyim de, onunla birbirinizi seversiniz: Aranızda selamı yayın!) [Müslim]
İman nimetinin yanında, diğer hatalar görülmez. "Bana Cebrail (as) geldi ve müjde verdi: "Her kim Allah'a ortak koşmadan ölürse cennete girer'' dedi. Ben Cebrâil'e: “Hırsızlık etse de zina etse de mi?'' dedim. O, "Evet hırsızlık etse de zina etse de'' diye cevap verdi.
Bursa’da kaplıcalara gitmiştim. Açık bir hanım kardeşimiz, “Hocam, ben tesettüre riayet etmiyorum, ama çok kapalı kadından kalbim temiz” dedi. Ona şunu demiştim, “Sen örtünmeye dikkat etmeyişinin, o da kalbinin fesadının cezasını görür. “Kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yapıyorsa, onu görecektir.” (Zilzal)
Özelliğimiz, “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Suresi) Sûre-i Celîle-i Cemîlesi olsun.
Pusulamız şaşmaz, cetvelimiz doğru çizer, direksiyon ve dümenimiz düzgün olursa, insanlar helake gitmez. “Bir kavm, özlerindeki (güzel hâl ve ahlâk) ı değişdirip bozuncaya kadar Allah şübhesiz ki onun (hâlini) değişdirip bozmaz.” (Rad, 11.) 


ALEMDAR

8 Haziran 2013 Cumartesi

EŞSİZ NEBİYY‐İ ZÎŞANDIR O (SAV)

Görüntünün sağlıklı alınabilmesinde, alıcının vericiyle münâsebeti mühimdir. Ay güneşten istifade ettiği gibi, ruh da İlâhî güçten gıdâsını alır. Vahy-i İlâhî ile Nebîler Nebî, ilhâmât-ı İlâhî ile velîler velî, imanla mü’minler mü’min olur.

Kişi, alâka kurduğu kimselere göre şekil alır. Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz, Rabbânî terbiyeyle, ulemâ ve sülehâ da Peygamberimiz’in (sav) edebiyle kemâle ermiştir.
“Kişi arkadaşının dîni (ahlâkı) üzeredir.” (Hadis-i Şerif) Tâbî metbua, kendisi tâbî olunan, uyulan kimseye göre biçim alır. Kur’ân-ı Kerîm’e göre amel eden onunla, Sünnet-i Seniyye’ye riâyet eden de, sünnetle edeplenir.
İnsan tabiatında, en mükemmele ulaşma iştiyâkı vardır. Elbisesinin, ayakkabısının, yiyeceğinin içeceğinin, evinin arabasının en iyi olmasını arzular. Tecelli-i ilâhiye tam mazhar olan Aleyhisselâtü Vesselâm Efendimiz bize, en güzel emsal olarak taktim edilir. “Şânım hakkı için muhakkak ki size Resûlullâh'da pek güzel bir örnek vardır. Allah'a ve son güne ümit besler olup da Allah'ı çok zikreden kimseler için.” (Ahzab 21)
Bütün âleme Peygamber olarak gönderildiği için Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz, her yönüyle insanlığa numûnedir. Cebrail’in (as) önünde talim görmesiyle öğrenciye, Ashâb-ı Suffe’dekileri eğitmesiyle muallime en güzel örnektir. Fedek’ten gelen geliriyle zengine, mescidde açlıktan kıvranmasıyla fakire misaldir. Anasını kaybetmesiyle öksüze, babasını hayatta hiç görmemesiyle yetime örnektir. Annelerimizi ve evladlarını terbiye etmekle aile reisine numûnedir. Orduya düzen vermekle komutana, idaresiyle devlet reisine misaldir. Her yönüyle eşsiz bir dehâdır, mükemmel bir rehberdir. Medhedeni Allah Teâlâ olanın, elbette ki öğeni Cenâb-ı Hak’dır. “Ey îmân edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.” Nitekim Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, bir hadisinde hilkatindeki mükemmeliyeti şöyle ifade buyurmuşlardır: “Ben Allâh’ın nûrundan halk olundum, mü’minler de benim nûrumdan halk olundu.”
Buhârî ve Müslim Berâ bin Azib´den rivayet ederler. O demiştir ki: "Resûlullah (sav) Efendimiz, bütün insanların yaratılışça en güzeli idi! Mübarek yüzleri de bütün insanların yüzlerinden daha güzeldi."
Yine Câbir bin Semura demiştir ki: "Ben, bulutsuz bir gecede Peygamber Efendimizi gördüm, üzerinde kırmızı renkte bir hırka vardı. Ben, bir O´na bir de ay´a baktım, bana göre O, ay´dan daha güzeldi."
İbn-i Asâkir´in Ali bin Ebû Tâlib´den olan rivayetinde ise, "soyca da şerefli ve keremli olarak gönderir" kaydı bulunmaktadır. Dâremi´nin nakline göre de İbn-i Ömer şöyle demiştir: "Ben Peygamberimiz´den daha şecâatli, daha cömert, daha güzel bir kimseyi hiç görmedim."
Buhari ve Müslim de Enes’den şöyle naklederler: "Hz. Peygamberin elinden daha yumuşak ne bir ipeğe, ne de ipekli bir kumaşa dokunmuş değilim! Hz. Peygamber´in kokusundan daha hoş ne bir misk, ne de amber koklamış da değilim."
Yine Müslim, Câbir bin Semura´dan nakleder, O demiştir ki: "Peygamber Efendimiz (sav) yüzümü okşamıştı. Mübarek eli gayet serin ve misk kutusuna batırılmış gibi hoş kokulu idi."
Beyhaki´nin Yezid bin Esved´den tesbitine göre o da şöyle demiştir: "Resûlullah Efendimiz elimi tutmuştu. Gerçekten O´nun eli, kardan daha soğuk, miskten daha hoş idi."
Âdile Sultan, N’at-ı Şerife’sinde:
“Yüzün mir’ât-ı ayn-ı kibriyâdır Yâ Resûlallâh Vücudun mazhar-ı nûr-ı Hüdâ’dır Yâ Resûlallâh”
“Allah ve Resûlüne itaat edin birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 46)
“Âlemlere (Cin ve insanlara ilâhî azap ile) korkutucu (uyarıcı) olarak Furkanı (Kur’ân’ı) kuluna (Muhammed aleyhisselâma) indiren (Allah’ın şânı) ne yücedir.” (Furkan, 1)
“Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.” (Sebe, 28)
“Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfât vardır. Elbette sen en büyük ahlâk üzeresin.” (Kalem, 2-4)
“Rabbin sana (çok nimet) verecek, sen de râzı olacaksın! (Duha, 5)
Allah ve melekleri, Resûle salâvat getiriyor, îmân edenler, siz de salâvat getirin.” (Ahzab, 56)



ALEMDAR

1 Haziran 2013 Cumartesi

KUDSÎ YOLUN KAPISI

Allah Teâlâ’nın düşmanlarına karşı yapılan muharebedir cihâd. Hakikat ehillerinin dilinde, Şerî emirlerin yerine getirilmesi için, azgın nefse karşı yapılan muharebenin adıdır cihâd. Kötülükle emreden nefse boyun eğmemektir asıl cihâd. Nefisle anlaşıp, dost olmamak diye de tarif edilmiştir cihâd.
Halkın cihâdı, yükümlü olunan emirleri yerine getirmektir. Seçkin sınıfın cihâdı, kötü ahlâktan güzel ahlâka geçiştir; açlık ve uykusuzluktur; halleri kirlerden arındırmaktır.
Allah Teâlâ’ya kavuşmanın en güzel yolu cihâddır.“Andolsun, sizi biraz korku, (biraz) açlık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenlere (lutf-ü keremimi) müjdele. (Bakara, 155) âyetinde geçen sıkıntılara katlanıp, Mevlâ’ya ulaşmaktır gâye.
Allah Teâlâ’dan korkup, haramlardan kaçmadıkça, faiz ve zinadan uzaklaşmadıkça İlâhî pâyeye nâil olunmaz.
Mideyi, yasaklanan yiyeceklerden, şüpheli taamdan men etmedikçe, vâsıl-ı ilallah olunmaz.
Varlığını yolunda sarf edip, başı Hak Teâlâ’nın yoluna koymadıkça hiçbir şey hâsıl olmaz.
Yârdan ve diyardan geçmedikçe İlâhî fetih müyesser olmaz.
Senin aşkınla mecnûnum ve lâkin iştihârım yok
Demâdem dâğ-ı hasretle figandan başka kârım yok
Metâ-ı lütfunu almak için sermâyesiz geldim
O türlü bir teh-i destim ki hattâ ihtiyârım yok
Ne ilm-ü marifet verdin ne câh-u menkibet yâ Rab
Bi-hamdillâh ki bir zerre medâr-ı iftihârım yok
Benî nev-i beşer resminde ancak bir heyûlâ var
Cihânda kâm alırdım ben olaydı ger o varım yok
Ne dârım var benim Esad ne de meyl-i diyârım var
Cemâl-i yârdan başka diğer bir intizârım yok.
Divan-ı Esad’dan
Bizim uğrumuzda mücâhede edenler (e gelince:) Biz onlara elbette yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allah her halde ihsan erbâbıylı beraberdir.” (Ankebut, 69) Allah Teâlâ için amel yapanlar, hidayet üzerine hidayete mazhar olurlar. Allah Teâlâ için nefsinin ıslahına çalışanlar “Mutmainne” sıfatına ererler. “Ey Rabbine itaat eden huzura ermiş ruh! Dön Rabbine, sen O’ndan O senden hoşnut olarak! Gir kullarımın içine! Gir cennetime!” (Fecr, 27-30)
İlim yolunda gayret edenler, ilme nâil olurlar. Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz, “Kim ilim öğrenme niyeti ile yola çıkarsa Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır.”
Kim ilim talebesi olduğu halde vefat ederse onun ile nebîler arasında, bir derece farkı kalır ki o da şahadettir.” (Yani ilim talebesi ölürse şehit olarak vefat eder.)
“İlim sahibine bütün varlıklar duâ ve istiğfarda bulunurlar; hatta deniz dibindeki balık dahi rızkımızın artmasına sebep oldu diye ilim sahibine duâ eder.”
“Allah Teâlâ’ya ibadet ve itaat yolunda kim nefsiyle mücahede ederse (gayret gösterirse) gerçek mücahiddir.” buyurur.
Bedeni ibadetle, ibadetin nûruyla da kalbi ihya etmeyi tavsiye eder Ebu Ali ed-Dekkak (ks).
Kim nefsine muhalefet etmezse, “üns” dostluk şarabından bir yudum dahi içemez demiştir arifler.
Mücâhede etmedikçe, nefse galebe çalmadıkça, bu kudsî yolun kapısı açılmaz demiştir marifet ehilleri.
Eğer İlahi lütfa erelim diyorsak:
Lüzumsuz söz etmeyeceğiz,
Uykumuz gelmedikçe, gafletle yatmayacağız,
Açlık hissi duymadıkça, kıtlıktan çıkmış gibi yemeyeceğiz.

ALEMDAR

24 Mayıs 2013 Cuma

EN BÜYÜK VESÎLE: SECDE

Kıymetli Kardeşlerim!

Rabb’imiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve O’na ulaşmaya vesîle arayın”(Mâide 5/35)

Sohbetimizin konusu kulu Allah’a yaklaştıran vesîleler ve bu vesîlelerin en mühimlerinden olan secde hakkında olacaktır. Vesîle, ibâdet-ü taat yaparken sünnet-i nebeviyyeye riâyet etmektir. Vesîle, Allah’ın ârif kullarının sohbetinden istifâde etmektir. İbâdetin en büyüğü namazdır. Namazda, secdede iken şeytanın kula yaklaşmasına imkan yoktur. Secdede ölenler imanla ölür. Secdede duâ edenlerin duâsı kabul olur. Şeytan, evvelden secde etmediği için secde onun düşmanıdır, bu yüzden secdeye, secdede olan kula hiç yaklaşamaz. Bu yüzden secdeye devam edelim kardeşlerim, ibadete devam edelim. Oruç Allah’a vesîledir, tilâvet-i Kur’ân Allah’a vesîledir. Vesîle, Allah’ın rızasını bulduracak ibadettir, ilimdir. Allah’ın rızâsına götüren taatler sayesinde insan ruhani olarak terakki eder, kalben mutmain olur, mâneviyattan feyz alır. Hakk’a kurbiyete liyâkat kazanır.

Âcizlere yardım da vesîledir, dedik. Bir misâl vereyim kendi hayatımdan: Çerkez köylerine gitmiştik. Dul kalmış bir yaşlı kadın vardı, onu ziyaret ettik. Bu vesîle dolayısıyla çok feyizli günler geçirdik. Ne okadını ne de oradaki feyizli ânları unutabiliyorum. Birkaç yerde böyle hâller zuhûra gelmişti bende. Fakirlere yardım edildi mi, hemen böyle oluyor, kalp feraha kavuşuveriyor. Âcizlere yardım Hz. Peygamber’in sünnet-i seniyyesidir. Peygamber Efendimiz (sav), kırbaları omzuna alır, gider; Medine’nin uzak yerlerinde ihtiyar kadınların leğenlerini doldururdu. Kadınlar sorarlardı “ Kimsiniz?” “Muhammed Mustafa” buyururlardı. Âlemlere rahmet olarak halk olunan, mahşerde herkesin muhtaç olduğu, dulun yetimin hizmetini görüyordu. Garip gönlü almayı, yetim başı okşamayı ihmal etmeyelim. Allah aşkına.

Geldik, kurbiyete en büyük vesîleye. Bu kulun secde hâlidir. Bir Hadîs-i Nebevîde: “Kulun Rabb’ine mânen en yakın bulunduğu an, secdeye kapanmış bulunduğu hâldir.” Binâenaleyh, namaza niyâza devam edelim, duâya devam edelim. Geceleri hâcet kapılarının ardına kadar açıldığı vakitlerde uzun uzun secdelere varalım. Umulur ki felâha kavuşuruz.

Ebû Cehil, Fahr-i Kâinat Muhammed Mustafa (sav) Kâbe’de secde hâlinde iken mübârek enselerine basmak istedi fakat Hz. Peygamber’e yaklaşamadı bile. O sırada Hz. Peygamber’e Alak sûresinin “Hiç şüphe yok ki insan, hakîkatten müstağnî görmekle azmıştır.” (Alak 96/6-7) âyetleri nâzil oldu. “ Secde et de yaklaş.” (Alak 96/19) âyetine gelince yeniden Fahr-i Kâinat secde ettiler. Zâlimin zulmünden korkmadılar. Allah da vesîleler verdi, fütühât ihsân buyurdu. Müjdeler gönderdi. Böyle zor anlarda, i’lâ-yı kelimetullah için çaba harcama Allâh katında çok değerlidir. Mükâfatı da sınırsızdır. Bizler de i’lâ-yı kelimetullah uğruna çaba harcayalım, sıkıntılara göğüs gerelim, secdelere kapanarak duâlar edelim. “Sabır ve namaz ile yardım isteyiniz.” (Bakara 2/45) buyuruyor Rabbi’miz Bakara sûre-i celîlesinde.

Cenab-ı Hak, bizleri uzun uzun secdelere varıp kendisine yakın olan kullardan eylesin. Secdelerde yaptığımız dûalarımızı dergeh-i izzet-i ulûhiyyetinde kabule karîn eylesin. (Âmîn) Hamd olsun alemlerin Rabb’i olan Allah’a.

KALEMDAR

23 Mayıs 2013 Perşembe

PEYGAMBERLERİN SEYYİDİ HZ. MUHAMMED (SAV)

Yâ Rabbi! “Lâ ilâhe illallah Muhammedu’r-Rasûlullah” kelime-i teyyibesiyle cümlemize hüsnü hâtimeler nasip eyle.
Tavfîkine refîk et Yâ Rabbi!
Bizleri, bugün, bu meclisten affolunmadan kaldırma, afv ve mağfiretini bizlerden esirgeme Yâ Rabbi! (Âmin)
Kıymetli kardeşlerim!
Sizlere bu sohbetimizde, dilimin döndüğünce, meselelerin en ağrından ve fakat en lezzetlisinden, Âlemlerin Efendisi’nden bahsedeceğim.
Sallû alâ Rasûlinâ Muhammed!
Sallû alâ tabîbi kulûbinâ Muhammed!
Sallû alâ sefîi zünûbinâ Muhammed!
İki cihân serveri, dünya ve âhiretin güneşi, gönüllerimizin ziyası Hz. Muhammed’dir.
O (sav), varlığın yaratılış sebebidir.
Allahu Teâlâ, “Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107) buyurduğu Habîbi hakkında, yememiz, içmemiz, nefes almamız, yürümemiz, hülasa her şeyimiz O’nun hürmetine oldu.
Âlemdeki her şeyin bir seyyidi (efendisi), atası vardır. İnsanoğlunun atası, seyidi Hz. Âdem’dir. Hepimiz O'nun soyundan geldik.
Kuyuların seyyidi Zemzem Kuyusu’dur. Allah (cc) kana kana suyunda içmeyi nasip buyursun.
Taşların seyyidi Hacerü’l Esved’dir. Hadis-i Şerîfte, Hacerü’l Esved hakkında “Hacerü’l Esved, Allah’ın yeryüzündeki sağ elidir. Onunla insanlardan istediği ile tokalaşır.” buyrulmaktadır.
Binaların seyyidi Beytullah’tır. Mevlâ bizlere defalarca ziyaret etmeyi lutfetsin. Kardeşlerim, biz o kutsal beldelerin hasretiyle, oraya duyduğumuz şevk ile yaşıyoruz. Tatmayan kesinlikle bilemez.
Ne bilsin tadını ânın
Asel göster, basal göster
Asel, bal; basel, soğan demektir. Adama balın tadını, soğanın tadını tattırmazsan, onlardan ne kadar bahsedersen bahset, hiç fayda etmez. Uzaktan balı göstersen, bal gözüne çam sakızı gibi görünür. Soğanı göstersen, soğan da yeşil bir şeydir onun için. Eline vereceksin. Parmağını bala sokacak, birazcık alacak ve tadacak. Akıllı kimse balın tadını tattıktan sonra bir daha o tattan vazgeçer mi?
Büyüklerimiz ne güzel söylemiş: Tatmayan bilmez!
Nereden bilsin Beytullah’ı görmeyen adam Beytullah’ın tadını!
Önce Hacerü’l Esved’i bir görsün, sonra yüzünü sürüp öpsün de bana ondan sonra söylesin. Bu fakîr tattı- elhamdulillah-. Hacerü’l Esved’i öptüğümüz gün, içimize doğan neşeden, gözümüze sabaha kadar uyku girmedi.
Aynı şekilde, ne bilsin tarîkata girmeyen adam tarîkatın tadını! Geriden şöyle bakar “Bunlar riyâkâr, sahtekâr, düzenbâz adamlar, milleti aldatıyorlar.” der. Tasavvuf erbâbını, geçimsiz, tuzsuz insanlar olarak görür.
Ne bilsin içindeki tadı, haberi yok ki adamcağızın.
Mazurdur! Onun için biz onlara da bahane de bulmayız. Allah nasip etmemiş ki onlara, ne yapalım!
Dedik ya, âlemdeki her şeyin bir efendisi var.
İşte bütün peygamberlerin seyyidi de Hz. Muhammed (sav)’dır.
Beşeriyetin tek halaskârı, yegâne ümididir O (sav).
Kıyâmet günü, bizlere şefaat edecek, bizleri cehennem ateşinden kurtaracak, bi-iznillah.
Diyeceksiniz ki şimdi: “Yâ hû hocam! Elimizde bir tutacağımız Muhammed Mustafa’mız kalıyor.”
Evet, öyle. Başka kimse yok. Tutunacak tek dalımız O (sav)
Hamdolsun âlemlerin Rabb’i olan Allah’a.

KALEMDAR