1 Haziran 2013 Cumartesi

KUDSÎ YOLUN KAPISI

Allah Teâlâ’nın düşmanlarına karşı yapılan muharebedir cihâd. Hakikat ehillerinin dilinde, Şerî emirlerin yerine getirilmesi için, azgın nefse karşı yapılan muharebenin adıdır cihâd. Kötülükle emreden nefse boyun eğmemektir asıl cihâd. Nefisle anlaşıp, dost olmamak diye de tarif edilmiştir cihâd.
Halkın cihâdı, yükümlü olunan emirleri yerine getirmektir. Seçkin sınıfın cihâdı, kötü ahlâktan güzel ahlâka geçiştir; açlık ve uykusuzluktur; halleri kirlerden arındırmaktır.
Allah Teâlâ’ya kavuşmanın en güzel yolu cihâddır.“Andolsun, sizi biraz korku, (biraz) açlık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenlere (lutf-ü keremimi) müjdele. (Bakara, 155) âyetinde geçen sıkıntılara katlanıp, Mevlâ’ya ulaşmaktır gâye.
Allah Teâlâ’dan korkup, haramlardan kaçmadıkça, faiz ve zinadan uzaklaşmadıkça İlâhî pâyeye nâil olunmaz.
Mideyi, yasaklanan yiyeceklerden, şüpheli taamdan men etmedikçe, vâsıl-ı ilallah olunmaz.
Varlığını yolunda sarf edip, başı Hak Teâlâ’nın yoluna koymadıkça hiçbir şey hâsıl olmaz.
Yârdan ve diyardan geçmedikçe İlâhî fetih müyesser olmaz.
Senin aşkınla mecnûnum ve lâkin iştihârım yok
Demâdem dâğ-ı hasretle figandan başka kârım yok
Metâ-ı lütfunu almak için sermâyesiz geldim
O türlü bir teh-i destim ki hattâ ihtiyârım yok
Ne ilm-ü marifet verdin ne câh-u menkibet yâ Rab
Bi-hamdillâh ki bir zerre medâr-ı iftihârım yok
Benî nev-i beşer resminde ancak bir heyûlâ var
Cihânda kâm alırdım ben olaydı ger o varım yok
Ne dârım var benim Esad ne de meyl-i diyârım var
Cemâl-i yârdan başka diğer bir intizârım yok.
Divan-ı Esad’dan
Bizim uğrumuzda mücâhede edenler (e gelince:) Biz onlara elbette yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allah her halde ihsan erbâbıylı beraberdir.” (Ankebut, 69) Allah Teâlâ için amel yapanlar, hidayet üzerine hidayete mazhar olurlar. Allah Teâlâ için nefsinin ıslahına çalışanlar “Mutmainne” sıfatına ererler. “Ey Rabbine itaat eden huzura ermiş ruh! Dön Rabbine, sen O’ndan O senden hoşnut olarak! Gir kullarımın içine! Gir cennetime!” (Fecr, 27-30)
İlim yolunda gayret edenler, ilme nâil olurlar. Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz, “Kim ilim öğrenme niyeti ile yola çıkarsa Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır.”
Kim ilim talebesi olduğu halde vefat ederse onun ile nebîler arasında, bir derece farkı kalır ki o da şahadettir.” (Yani ilim talebesi ölürse şehit olarak vefat eder.)
“İlim sahibine bütün varlıklar duâ ve istiğfarda bulunurlar; hatta deniz dibindeki balık dahi rızkımızın artmasına sebep oldu diye ilim sahibine duâ eder.”
“Allah Teâlâ’ya ibadet ve itaat yolunda kim nefsiyle mücahede ederse (gayret gösterirse) gerçek mücahiddir.” buyurur.
Bedeni ibadetle, ibadetin nûruyla da kalbi ihya etmeyi tavsiye eder Ebu Ali ed-Dekkak (ks).
Kim nefsine muhalefet etmezse, “üns” dostluk şarabından bir yudum dahi içemez demiştir arifler.
Mücâhede etmedikçe, nefse galebe çalmadıkça, bu kudsî yolun kapısı açılmaz demiştir marifet ehilleri.
Eğer İlahi lütfa erelim diyorsak:
Lüzumsuz söz etmeyeceğiz,
Uykumuz gelmedikçe, gafletle yatmayacağız,
Açlık hissi duymadıkça, kıtlıktan çıkmış gibi yemeyeceğiz.

ALEMDAR

24 Mayıs 2013 Cuma

EN BÜYÜK VESÎLE: SECDE

Kıymetli Kardeşlerim!

Rabb’imiz Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve O’na ulaşmaya vesîle arayın”(Mâide 5/35)

Sohbetimizin konusu kulu Allah’a yaklaştıran vesîleler ve bu vesîlelerin en mühimlerinden olan secde hakkında olacaktır. Vesîle, ibâdet-ü taat yaparken sünnet-i nebeviyyeye riâyet etmektir. Vesîle, Allah’ın ârif kullarının sohbetinden istifâde etmektir. İbâdetin en büyüğü namazdır. Namazda, secdede iken şeytanın kula yaklaşmasına imkan yoktur. Secdede ölenler imanla ölür. Secdede duâ edenlerin duâsı kabul olur. Şeytan, evvelden secde etmediği için secde onun düşmanıdır, bu yüzden secdeye, secdede olan kula hiç yaklaşamaz. Bu yüzden secdeye devam edelim kardeşlerim, ibadete devam edelim. Oruç Allah’a vesîledir, tilâvet-i Kur’ân Allah’a vesîledir. Vesîle, Allah’ın rızasını bulduracak ibadettir, ilimdir. Allah’ın rızâsına götüren taatler sayesinde insan ruhani olarak terakki eder, kalben mutmain olur, mâneviyattan feyz alır. Hakk’a kurbiyete liyâkat kazanır.

Âcizlere yardım da vesîledir, dedik. Bir misâl vereyim kendi hayatımdan: Çerkez köylerine gitmiştik. Dul kalmış bir yaşlı kadın vardı, onu ziyaret ettik. Bu vesîle dolayısıyla çok feyizli günler geçirdik. Ne okadını ne de oradaki feyizli ânları unutabiliyorum. Birkaç yerde böyle hâller zuhûra gelmişti bende. Fakirlere yardım edildi mi, hemen böyle oluyor, kalp feraha kavuşuveriyor. Âcizlere yardım Hz. Peygamber’in sünnet-i seniyyesidir. Peygamber Efendimiz (sav), kırbaları omzuna alır, gider; Medine’nin uzak yerlerinde ihtiyar kadınların leğenlerini doldururdu. Kadınlar sorarlardı “ Kimsiniz?” “Muhammed Mustafa” buyururlardı. Âlemlere rahmet olarak halk olunan, mahşerde herkesin muhtaç olduğu, dulun yetimin hizmetini görüyordu. Garip gönlü almayı, yetim başı okşamayı ihmal etmeyelim. Allah aşkına.

Geldik, kurbiyete en büyük vesîleye. Bu kulun secde hâlidir. Bir Hadîs-i Nebevîde: “Kulun Rabb’ine mânen en yakın bulunduğu an, secdeye kapanmış bulunduğu hâldir.” Binâenaleyh, namaza niyâza devam edelim, duâya devam edelim. Geceleri hâcet kapılarının ardına kadar açıldığı vakitlerde uzun uzun secdelere varalım. Umulur ki felâha kavuşuruz.

Ebû Cehil, Fahr-i Kâinat Muhammed Mustafa (sav) Kâbe’de secde hâlinde iken mübârek enselerine basmak istedi fakat Hz. Peygamber’e yaklaşamadı bile. O sırada Hz. Peygamber’e Alak sûresinin “Hiç şüphe yok ki insan, hakîkatten müstağnî görmekle azmıştır.” (Alak 96/6-7) âyetleri nâzil oldu. “ Secde et de yaklaş.” (Alak 96/19) âyetine gelince yeniden Fahr-i Kâinat secde ettiler. Zâlimin zulmünden korkmadılar. Allah da vesîleler verdi, fütühât ihsân buyurdu. Müjdeler gönderdi. Böyle zor anlarda, i’lâ-yı kelimetullah için çaba harcama Allâh katında çok değerlidir. Mükâfatı da sınırsızdır. Bizler de i’lâ-yı kelimetullah uğruna çaba harcayalım, sıkıntılara göğüs gerelim, secdelere kapanarak duâlar edelim. “Sabır ve namaz ile yardım isteyiniz.” (Bakara 2/45) buyuruyor Rabbi’miz Bakara sûre-i celîlesinde.

Cenab-ı Hak, bizleri uzun uzun secdelere varıp kendisine yakın olan kullardan eylesin. Secdelerde yaptığımız dûalarımızı dergeh-i izzet-i ulûhiyyetinde kabule karîn eylesin. (Âmîn) Hamd olsun alemlerin Rabb’i olan Allah’a.

KALEMDAR

23 Mayıs 2013 Perşembe

PEYGAMBERLERİN SEYYİDİ HZ. MUHAMMED (SAV)

Yâ Rabbi! “Lâ ilâhe illallah Muhammedu’r-Rasûlullah” kelime-i teyyibesiyle cümlemize hüsnü hâtimeler nasip eyle.
Tavfîkine refîk et Yâ Rabbi!
Bizleri, bugün, bu meclisten affolunmadan kaldırma, afv ve mağfiretini bizlerden esirgeme Yâ Rabbi! (Âmin)
Kıymetli kardeşlerim!
Sizlere bu sohbetimizde, dilimin döndüğünce, meselelerin en ağrından ve fakat en lezzetlisinden, Âlemlerin Efendisi’nden bahsedeceğim.
Sallû alâ Rasûlinâ Muhammed!
Sallû alâ tabîbi kulûbinâ Muhammed!
Sallû alâ sefîi zünûbinâ Muhammed!
İki cihân serveri, dünya ve âhiretin güneşi, gönüllerimizin ziyası Hz. Muhammed’dir.
O (sav), varlığın yaratılış sebebidir.
Allahu Teâlâ, “Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ, 21/107) buyurduğu Habîbi hakkında, yememiz, içmemiz, nefes almamız, yürümemiz, hülasa her şeyimiz O’nun hürmetine oldu.
Âlemdeki her şeyin bir seyyidi (efendisi), atası vardır. İnsanoğlunun atası, seyidi Hz. Âdem’dir. Hepimiz O'nun soyundan geldik.
Kuyuların seyyidi Zemzem Kuyusu’dur. Allah (cc) kana kana suyunda içmeyi nasip buyursun.
Taşların seyyidi Hacerü’l Esved’dir. Hadis-i Şerîfte, Hacerü’l Esved hakkında “Hacerü’l Esved, Allah’ın yeryüzündeki sağ elidir. Onunla insanlardan istediği ile tokalaşır.” buyrulmaktadır.
Binaların seyyidi Beytullah’tır. Mevlâ bizlere defalarca ziyaret etmeyi lutfetsin. Kardeşlerim, biz o kutsal beldelerin hasretiyle, oraya duyduğumuz şevk ile yaşıyoruz. Tatmayan kesinlikle bilemez.
Ne bilsin tadını ânın
Asel göster, basal göster
Asel, bal; basel, soğan demektir. Adama balın tadını, soğanın tadını tattırmazsan, onlardan ne kadar bahsedersen bahset, hiç fayda etmez. Uzaktan balı göstersen, bal gözüne çam sakızı gibi görünür. Soğanı göstersen, soğan da yeşil bir şeydir onun için. Eline vereceksin. Parmağını bala sokacak, birazcık alacak ve tadacak. Akıllı kimse balın tadını tattıktan sonra bir daha o tattan vazgeçer mi?
Büyüklerimiz ne güzel söylemiş: Tatmayan bilmez!
Nereden bilsin Beytullah’ı görmeyen adam Beytullah’ın tadını!
Önce Hacerü’l Esved’i bir görsün, sonra yüzünü sürüp öpsün de bana ondan sonra söylesin. Bu fakîr tattı- elhamdulillah-. Hacerü’l Esved’i öptüğümüz gün, içimize doğan neşeden, gözümüze sabaha kadar uyku girmedi.
Aynı şekilde, ne bilsin tarîkata girmeyen adam tarîkatın tadını! Geriden şöyle bakar “Bunlar riyâkâr, sahtekâr, düzenbâz adamlar, milleti aldatıyorlar.” der. Tasavvuf erbâbını, geçimsiz, tuzsuz insanlar olarak görür.
Ne bilsin içindeki tadı, haberi yok ki adamcağızın.
Mazurdur! Onun için biz onlara da bahane de bulmayız. Allah nasip etmemiş ki onlara, ne yapalım!
Dedik ya, âlemdeki her şeyin bir efendisi var.
İşte bütün peygamberlerin seyyidi de Hz. Muhammed (sav)’dır.
Beşeriyetin tek halaskârı, yegâne ümididir O (sav).
Kıyâmet günü, bizlere şefaat edecek, bizleri cehennem ateşinden kurtaracak, bi-iznillah.
Diyeceksiniz ki şimdi: “Yâ hû hocam! Elimizde bir tutacağımız Muhammed Mustafa’mız kalıyor.”
Evet, öyle. Başka kimse yok. Tutunacak tek dalımız O (sav)
Hamdolsun âlemlerin Rabb’i olan Allah’a.

KALEMDAR

Nebevi Tavsiyeler

Ey Ali! 
Dört özellik bedbahtlık özelliğidir: 
         Göz katılığı, 
         Kalp katılığı, 
         Uzun emel, 
         Dünya sevgisi! 

Ey Ali! 
Dört özellikten seni sakındırırım: 
         Kuvvetli haset, 
         Hırs, 
         Yalan, 
         Öfke..

Ey Ali! 
İnsanların en kötüsünün kim olduğunu sana bildireyim mi? 
         “Evet ey Allah’ın peygamberi bildir.” dedim. 
         Hz.. Peygamber “tek başına yolculuk yapan, misafirine cimrilik yapan ve kölesini döven kişidir.” dedi. 
         Ardından ekledi: “Bütün bunlardan daha kötüsünü bildireyim mi?” 
         “Bildir ey Allah’ın peygamberi” dedim. 
         “Bütün bunlardan daha kötüsü kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden emin olunmayan kişidir. ” dedi.


Ey Ali! 
Cenaze namazı kılarken şöyle de:
         “Allah’ım! Bu senin kulun ve kulunun oğludur. Henüz bir şey değilken yaratılıştaki hikmetin ona işlemiştir. O sana misafir gelmiştir, sen onun yerleşeceği en hayırlı menzilsin. Allah’ım! Onun delilini ortaya koy, peygamberine kat, sabit bir sözle onu sabit kıl! O sana muhtaç iken Sen kendisinden müstağnisin. O,  ”Allah’tan başka ilah yoktur”  diye kelime-i şehadet getirirdi. Onu bağışla, merhamet eyle, sevabından mahrum etme, bizi ondan sonra fitneye düşürme. Allah’ım! Temiz birisiyse temizliğini arttır, hatalıysa günahlarını bağışla.”

Ey Ali! 
Bir kadının cenaze namazını kılınca şöyle dua et:
         "Allah’ım! Sen onu yarattın, onu sevdin, onun sahibisin, gizlisini ve açığını bilensin. Biz şefaatçi ve duacı olarak sana geldik. Bu kadını bağışla, merhamet et, ecrinden mahrum bırakma. Bizi onun ardından fitneye düşürme."

Çocuğun namazını kılınca şöyle dua et:
         "Allah’ım! Onu anne ve babasının takipçisi yap. O ikisine sabır ver, çocuğu onların öncüsü kıl, onlara nur ver. Bu çocuğu onlar için nur kıl, anne-babasını cennete koy, onları çocuğun ecrinden mahrum bırakma."

Ey Ali! 
Abdest alırken şöyle de:
         "Allah’ım! Abdesti tam almayı, mağfiretini tam elde etmeyi diliyorum."

Ey Ali! 
Mümin kul kırk seneyi yaşadığında, Allah onu üç beladan emin kılar: 
         Delirme, 
         Cüzzam,
         Abraş hastalığı. 
Altmışa geldiğinde, ahirete yüzü dönmüştür artık. Altmıştan sonra Allah ona sevdiği işlerde kendisine yönelmeyi nasip eder. Yetmişe geldiğinde, gök ehli ile yeryüzündeki salihler onu severler. Seksene geldiğinde iyilikleri yazılır, günahları silinir. Doksana geldiğinde, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır. Yüz yaşına geldiğinde, onun adı gökte “Allah’ın yerdeki esiri” diye yazılır.

Ey Ali! 
Tavsiyemi dinle, sen Hak üzeresin, Hak da seninle beraberdir.

Hz. Muhammed (s.a.v)

20 Mayıs 2013 Pazartesi

TEFRİKA ÇIKARAN BİZDEN DEĞİLDİR


Mefhar-ı mevcudat aleyhissalatü vesselam mübarek sözlerinde
“Bizden değildir” buyurarak mü’minlerin üzerinde
taşımaması gereken hususları zikretmişlerdir. “Bizden
değildir” ifadesi çok ağır bir beyandır. Bizim muhabbetimize,
şefaat-i uzmâmıza yakın değildir, demektir. Rasulullah
(sav) buyuruyor ki: “Tefrika çıkaran bizden değildir.”
Bunu ben söylemiyorum ki ‘ağır söylediniz efendim’
diyesiniz. Rasulullah (sav) söylüyor. Bir insan için
en kolay ibadet, dilini tutmaktır. Dilini tutmak, ibadetin
büyüğüdür. Çünkü konuşsan fitne çıkacak, susuyorsun
ibadet sevabı kazanıyorsun. Şimdi, büyükler, Allah dostları,
insanı sesinin tonundan, nefesini alıp verişinden, öksürüğünden
tanır. Nasıl bir insan; iyilerden mi ağyardan
mı, olduğu gibi tanır, Allah katında hangi makama çıkacağına
kadar bilir.
Üstadımız Hazretleri “Kişi sevdiğiyle beraberdir” der
sözü fazla uzatmadan geçerlerdi. Niye? Çünkü beraber
olmak yolundan gitmekle olur. Onun ahlâkı üzere yaşamakla
olur. Sevdiğini sevmek, kızdığına kızmakla olur.
Bunların hiç biri yok, ‘Efendim biz sizinle beraber olmak
istiyoruz.’ Olamazsın ki… Kardeşlerinin arasını bozuyorsun,
laf götürüp getiriyorsun.
Tesettüre riayet etmiyorsun, hanımlarla sohbete oturuyorsun,
gözünü kulağını korumuyorsun… İşte bunun
adı ‘tefrika’. Kendi kalbini bozmuşsun, bir de kardeşinin
kalbini bozup yolundan alıkoyuyorsun.
Halvette kadınla oturma / Kalp gülistanın batırma
Ordan ora laf götürme / İçimizde nemmamdır bu
Böyle kişiye ‘Bizden değildir’ buyuruyor Rasulullah (sav),
kitaplardan alınmış bunlar… Yani kovdum onu huzurumdan,
kabul etmiyorum böyle adamı diyor.
BEN BİLDİĞİM GİBİ EDEYİM, DEME
Kalbin eğri, olmaz sohbet
Bağrımızı ezendir bu
Büyüklerin ağzından çıkan sözler yedi kat semayı geçer.
Biz Üstadımızı böyle dinlerdik. O bir söz söyledi de biz
ihtilaf etsek, helak olacağımıza inanırdık. Çünkü onların
sözlerinde riya yok süm’a yok, kibir yok elbette sema
katlarını geçecek. Onlar bize yolu tarif ettiler. Kimse aklına
göre yeni yollar icat edeyim, bu usul eskidi, şimdi
zaman değişti ben bildiğim gibi edeyim demesin. Arş-ı
azam onların emirlerine verilmiş, biz onlara itiraz ediyoruz.
Dilimizle olmasa kalbimizle ediyoruz. Kendimizi
bilip bilmeden ateşe atıyoruz. Ne diyorlar da itiraz ediyoruz?
‘Aman Allah’a saygılı olun, Rasulüne sevgili olun.
Biz aciz köleleriz, ayağınızın türabı olayım…’ Böyle diyen
sultanlara itiraz edilir mi?
Üstada bahane bulan / Bunlardır yolundan kalan
Bazen var bağrımı delen / Affetmeli hilimdir bu
Onlarda öyle sırlar var ki ne bilip de neyi inkâr ediyoruz.
Eğer onlar bizi affetmese, şu oturduğumuz yerlerden
kalkıp da adım atamayız. Yerin dibine geçirirler. Yapmıyorlarsa,
nankörlük etmeyelim bari.
Onların sözü arşı geçiyor da bizim kafamıza gönlümüze
değmiyor. Üstadımız birbirini çekemeyen iki ihvanı görmek
bile istemezdi. “Onu incitmediniz, beni incittiniz”
derdi. Dualar, tevbeler edelim de kendi ismimizi kendi
elimizle üstadlarımızın gönül defterlerinden silmeyelim.
İnkâr eden asla felah bulmaz.
Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a.

Kalemdar