
Akl-ı selim ve kalb-i selim
sahibi olan ve doğuştan veli diye tanınan merhum ve mağfur Yahyalılı
Hacı Hasan Efendi (ks) Hazretlerinin duygu ve düşünce ufkunu tespit,
tayin ve tarif etmek bizler için oldukça zordur. Onlar için postunda
oturur ama kâinattan haberdar olur, derler. Kendi tabiri ile de sanki
dünya bir tepsi gibidir, onlara göre.
Müridanının tavsifine göre
de kendi yerde, ruhu arşta gezinir. Afakî ve enfüsî hakikatlerin usta
bir avcısı ve savunucusudurlar. Ehliyet ve liyakatle birlikte salahiyet
sahibidirler de. Onlara verilen tasarruf hak ve yetkisi vardır, onlar
Hak canibinden devamlı desteklenirler. İşte tüm bu sebeplerden dolayıdır
ki onlara ehl-i hak ve ehl-i marifet denir.
MANEVÎ SOFRALAROnu
dinleyen herkes onun konuya hâkimiyetine ve ifade gücüne hayran
kalırdı. İkna kabiliyeti fevkalade idi. Derinlik ve genişlik boyutu
yanına insicam ve sürükleyicilik katılınca ortaya çıkan tablo paha
biçilmez oluyor. Dönüşüm ve oluşum bir arada yaşanıyor, doyamadım
denilerek bu manevî ziyafet sofrasından kalkıyordu.
Anlatılmaz
yaşanır denilen şey orada bir kere daha yeniden keşfediliyordu. Nitekim
onu dinleyen bir müftü, hocalık – müftülük başka, mürşitlik – velilik
başka olduğunu onu görüp dinleyince anladım, demiştir. Bir başka
ilahiyatçı ise yirmi dakikalık bir sohbetinde bulundum, adeta tüm
tahsilim boyunca bildiklerimin özetini duydum, demiştir.
Halka
açık umumî görüşmeleri yanında baş başa ve hususî görüşmeleri de olurdu.
Siyasetten spora kadar çok ve çeşitli camialara mensup insanlarla
gerçekleştirilen bu görüşmelerinin diğerlerinden farklı olan yönü
hususunda şunları söyleyebiliriz:
Konuşmadan çıkan her bir kişi
biz Efendi’yi biliyorduk ve onun için gelmiştik ama böyle bilmiyorduk.
Meğer o bir derya imiş. Meğer o siyasetin de ekonominin de sporun da
kültür ve sanatın da bir dehası ve teorisyeni imiş. Bizlere öyle şeyler
anlattılar ki biz bunları ne üniversite hayatımızda ne de günlük
memuriyet ve iş hayatımızda asla duymadık.
İyi ki kötü niyetli
şer odakları onların bu özelliklerini bilmiyorlar. Eğer bilseler o kötü
emelleri önündeki en büyük engelin kimler olduğunun farkına varırlar da
hedef tahtasına bunları oturturlar. Hayırların fethinde ve şerlerin
definde onların yaptığı hizmeti hiçbir kişi ve kuruluş yapamıyor ve
yapamaz. Zira onlar varis-i enbiyadırlar. Zira onlar Hakk’ın halk için
seçtikleri ve sevdikleridirler.
KALPLERİN FETHİİslâm’la
şereflenmesine ramak kalan bir İngiliz bilim adamı İslâm ile ilgili
kafasındaki ve gönlündeki son sorularını Hacı Hasan Efendiye sorar,
ondan doyurucu cevaplar alınca da huzurunda kelime-i şehadet getirir. Bu
olay onun makasıd-ı şeria’yı layıkıyla özümsediğini ve benimsediğini
gösterir.
İşte kemalat budur, işte kâmil insan bunlara denir.
Kırık dökük bilgilerle, ipe sapa gelmez sözlerle ve dengesiz
hareketleriyle piyasada boy gösterenler nerede, bunlar nerede? Onlar
servet, şöhret ve şehvet peşinde iken bunlar sevgi, samimiyet ve hizmet
ile insanlığa ışık olma çaba ve gayreti içindedirler.
Kalplerin
fethi ile uğraşmak, ülkeler fethiyle uğraşmaktan daha zor ve daha
asildir. Bir gönül kazanmak karşısında bir dünya dolusu altının bir
zerrecik kadar itibarı olamaz. Hacı Hasan Efendi (ks) bu hususu ifade
sadedinde şöyle derlerdi: Dünya bir gölgedir, önüne alırsan ona
yetişemezsin. Arkadan alırsan o senin peşinden koşar gelir.
MANEVÎ BABALIK ÜSTÜNDÜRYetişkinlik
ve olgunluk açısından bilhassa da keramet ve müesseriyet itibariyle hep
babası ve üstadı ile kıyaslanmıştır. Babasını geçtiği ve üstadının
vekaletine ehliyet kesbettiği kanaat olarak serdedilmiştir. Manevî
gücünün ölçüsünü onu tanıyanlar ancak bu tip mukayeselerle ancak
ifadelendirebiliyorlardı.
Başka türlüsüne kimse cesaret
edemiyordu. Ondaki bu seviye hem ilim ve irfanın, gaye ve hedefinin hem
de yetişme ve yetiştirmesinin toptan ortaya konulmasına işaret sayılmış
gözüyle görünüyordu. O da onlara olan hürmetini ve minnettarlığını her
vesile ile dile getirir asla kendine bir pay ve bir paye çıkarmazdı.
Siz
bu işin sorumluluğunun yüklediği ağırlığı ve zorluğu ah bir bilseniz
hiç buna heveslenmezsiniz, derlerdi. Manevî babalığı daima üstün
tutarlardı. Manevî olan her şeyin maddî olanından öncelikli olduğunun
altını çizerler ve dikkatlerin o tarafa doğru çekilmesini isterlerdi.
Böyle
olmakla birlikte de asla ruhbaniyete meyil edilmesine de müsaade
etmezlerdi.Herkesin iş güç sahibi olması lazım geldiğinin önemi üzerinde
dururlardı. Çalışma ve kazanmaya teşvik ederler, tembelliğe ve
gevşekliğe geçit vermezlerdi.
DERSLERİNDEKİ İNCELİKBaşta
ibadetler olmak üzere İslâm’ın tüm emir ve yasaklarının illet ve
hikmetleri konusunda bir hayli malumatı vardı. Yeri ve zamanı geldikçe
bunlar üzerinde de dururdu. Özellikle de namazda erkek ve kadınların el
kaldırma ve el bağlamalarındaki farklılıkları vs. izah ederler ve
dinleyenlerin ibadet ve taatlerinde daha şuurlu olmalarına böylece de
bir katkı sağlamış olurlardı.
Şah Veliyullah Dehlevi’nin meşhur
kitabı Huccetullah-il Baliğa’daki tarzda açıklamaları onun anlayış
kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu göstermesi bakımından ayrıca
zikredilmeye değer bulunmaktadır. Neden ve niçinler, hangi ve nasıllar
onun sohbetleri arasına serpiştirilmiş olarak sunulurdu.
Dikkatli
bir dinleyici velev ki ümmi biri olsa işin mantalitesini ve
inceliklerini anlamış ve içselleştirilmiş olarak dersini ikmal ederdi.
Zaten âlim ve fazıl olanların dizinin dibinden kalkmak istemeyişlerinin
asıl sebeplerinden biri de onun bu ve benzeri ufuk açıcı dersleridir.
SAF VE TEMİZ İSLÂM İNANCIÖnünde
tüm insanlık âlemi varmış gibi düşüncelerini söylemekten özel bir haz
duyardı. Âlemlerin Rabbinin kulu ve âlemlere rahmet olarak gönderilen
son peygamberin ümmeti olduğunun ve İslâm’ın da insanlığın son ve kâmil
dini olduğunun bir de kendisinin bir kutb-u cihan olduğunun bilinciyle
söz söyler, hal ve hareketlerini ona göre tanzim ederdi.
İslâm’ın
büyüklerini insanlığın büyükleri olarak bilir ve görürdü. Onun
dağarcığı tamamen saf ve temiz İslâm inancı ve bilgisi ile dolu idi.
Yabancı kişi ve kültürler onun nazarında tedavi görmesi gereken bir
hasta, tamir edilmesi gereken bir eşya mesabesinde idi. Müslim veya
gayr-i müslim herkese kapısını açmasındaki incelikleri buralarda aramak
lazımdır.
Mevlana yılı, Yunus Emre yılı vs. adı altında aradan
bunca zaman geçmesine rağmen hâlâ onlar insanlığın huzuruna çıkıyor ve
hüsn-ü kabul görüyorlarsa hepsinin değişmez doğruların, temiz
yaşantının, güzel duygu ve düşünce sahibi olduklarının tesiri vardır.
Günümüzde
ve aramızda yaşamış ve aynı yolun son dönem temsilcilerinin içinde
mümtaz bir yeri olan Hacı Hasan Efendinin hayatı, fikirleri ve
hizmetleri üzerinde ciddi çalışmalar yapılıyor ve yapılacaktır da.
İnsanımızın ve insanlığın buna çok ihtiyacı vardır.Söyleyeceklerini bir
şekliyle mutlaka söylerlerdi.
Muhataplarının anlama zorluğu
çekmesi halinde ise birkaç defa tekrar etmekten çekinmez, bunu
önemserdi. Konu anlaşılmadan huzurundan göndermek istemezlerdi. Açık ve
gizli soru ve sorunlarına cevap ve çare bulmaktan ötürü onları memnun
etmiş olmanın hazzını tarifi mümkün olmayacak şekilde tadarlar ve bunu
da en büyük kazanç sayarlardı.
TASARRUFLARI DEVAM EDİYORGenelde
İslâmî özelde ise tasavvufî problemi olanların müracaat kapısı idiler.
Başka tarikat veya başka cemaat gibi bir ayrıma ima yolu ile bile olsa
dahi kimse şahit olmamıştır. Hem kendi ve yakın çevresinin hayatından
hem de geçmiş ve tarihî şahsiyetlerin hayatından çok misaller vererek
geçmişi günümüze bağladıkları gibi ben görmem ama siz görürsünüz diyerek
ileride olacak birçok şeyler de gündeminde yer alırdı.
Benim
birçok sırrım ölümümden sonra anlaşılacaktır, buyurarak da bu husustaki
kararlılığını ve haklılığını dile getirmiş olurlardı. Hayatı boyunca
söyleyeceğini söyledi ve yapacağını yaptı. Yapılması gerekenlerin
hayru’l halefi olan muhterem mahdumları Hacı Ali Ramazan Efendi ile
gerçekleşeceğinden de hiç şüphesi yoktu.
Ona ve onun yanında yer
alanlara güveni sonsuzdu. Gözü arkada olarak gitmedi. Gönlü hoş olarak
dünyasını değiştirdi. Fakat Allah’ın özel bir lütfu olarak hâlâ tasarruf
sahibi olarak mânâ âleminden evlatları ile ilgileniyor. Rüyasında
kendisine soru soran birisine dur da Peygamberimize sorup geleyim,
demesi zannederim onu ve yolunu anlatmaya yeter de artar bile.