17 Mayıs 2013 Cuma

Abdülkadir Geylani (k.s)’den Mürşid

        Allah dostlarının, halkın haricinde başka bir meşgaleleri vardır. Bununla beraber halkın arasına da katılırlar. Onlarla da haşır-neşir olurlar. Birlikte oturur, yer, içerler. Tıpkı halktan biriymiş gibi hareket ederler. Bunu sırf onlara Allah’ın emirlerini bildirmek, yasaklarından da sakındırmak için yaparlar. Allah dostlarının bu hareket tarzlarını şu hadisedeki kişilerin haline benzetebiliriz:


        Vaktiyle bir grup insan , deniz aşırı bir ülkeye gitmek üzere yola çıkarlar. Maksadları o ülkenin hakanı ile görüşmektir. Fakat o ülkeye gidecek yolu da insanlardan bazıları bilmekte, bazıları bilmemektedir. Yolu bilenler geçer, hakana ulaşırlar. Ancak hakan, denizin öbür tarafında kendisine gelmek isteyen başka kişilerin de bulunduğunu fakat yolu bilmedikleri için gelemediklerini, bu yüzden yolda boğulma v.b tehlikelerle karşı karşıya bulunduklarını bilmektedir. Bu sebeple daha önce gelenlere geri dönmelerini, yolda kalan kişilere kılavuzluk edip onların da kendisine ulaşabilmeleri için yardımcı olmalarını söyler. Onlar da hemen geri dönerler. Yolu bilmedikleri için orada tehlikeler içinde bekleşmekte olanlara seslenerek:
-”Yol bu tarafta. Geliniz, sizi götürelim..” derler.
Ve ellerinden tutup götürürler. 

      İşte Allah dostlarının avam halkla münasebetleri, bu hadisedeki kişilerin haline benzer. Meselenin aslı Aziz ve Celil olan Allah’ın şu ayette belirttiği hadiseye dayanmaktadır:
"İman eden o zat dedi ki: Ey kavmim, siz bana tâbi olun. Size doğru yolu göstereceğim." (Mümin Suresi, ayet 38)

Efendimiz s.a.v'i Sevmenin Alametleri (Alemdar)


Efendimiz s.a.v' i sevmenin alameti: 

1-Davasını benimeyip, bu uğurda gayret etmek. 

2-Şahs-i Nebevilerini ve ehli beyti sevmek.

 3-Kur'an-ı Kerim'i okumak ve onunla amel etmek.

 4-Sünnet-i Seniyye'sine uyup, izinden gitmek. 

5-Çokça Salat ü Selam getirmek. 

6-Sevdiklerini sevmek,düşmanlarını düşman bilmek. 

7-O'nu büyük bir samimiyetle, gönlü yanarak anmak. 

8-O'nunla buluşmaya can atmak. 

9-Şahsında, evinde, toplumda,bütün harekat ve sekanatında O'nu tercih etmek.

Akıldan Geçen İyi Ve Kötü Düşüncelerin Karşılığı Nedir?

             Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ, ümmetimi, içlerinden geçirdikleri fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça, o şey yüzünden hesaba çekmeyecektir.”
Hadis Kaynak: İbni Mâce,c.1,Talak 14,h.2040; Buhâr’i,c.6,s.169,Talak 11-2; Müslim,c.1,s.116,İman 201-202 (127); Nesâî,c.6,s.156,Talak 22h.3431-3432.

      “Allahu Teâlâ Hazretleri meleklerine şöyle emreder:
Kulum kötü bir amel yapmak isteyince, onu yapmadıkça yazmayın. Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın. Eğer benim rızamı düşünerek terk etti ise bunu, onun lehine bir sevap yazın. Kulum iyi bir iş yapmak arzu edince, yapmasa bile, onu lehine bir sevap yazın. Eğer onu yaparsa, en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar ona sevap yazın.”
Hadis Kaynak: Buhârî,Tevhid 35; Müslim,İman 203,205 (128-129)

         Allahu Teâlâ bu ümmetin hatırından geçen kötülükleri günah saymamıştır. Hatırdan geçen şer bir şey işlenir veya dil ile söylenir ise; ancak o zaman günah sayılır Bu ilahi lütuf, bu ümmete mahsustur. Geçmiş ümmetler için böyle bir bağış yoktur. Onlar, hatırlarından geçen şerlerden dolayı da sorumlu sayılırlardı.
Hatırdan geçen kötü düşünceler; dil ile söylenmedikçe, vücudun tamamı veya organları ile işlenmedikçe, sadece kalpten geçmesi halinde günah sayılmaz.

          Hadis, bir vesvese şeklinde insanın kalbine gelen geçici şeylerin günah sayılmadığını da ifade eder. İnsanın kendi istek ve iradesi ile hatırına getirip kalbinde kökleşmesine çalıştığı kötü niyetlerde ve duygularda israr eder ve bunu da kalbinden atmak istemezse, bu gayretkeşlik manevi sorumluluktur ve ahiret cezasını gerektirir.

Hz. Fatıma'nın Çocuk Eğitim Yöntemleri

     Günümüz dünyasında bütün eğitim merkezlerinin onca çabaya rağmen halâ çözemedikleri önemli konuların başında eğitim ve eğitim yöntemleri gelmektedir.
Doğru bir eğitim nasıl olmalıdır?
Eğitimde, eğitenle eğitilenin konumu nedir?
Çocuk eğitiminin özel yöntemleri var mıdır?
Çocuğun fıtrî doğrularıyla çelişmeden onu eğitebilmek mümkün müdür?

 İnsanoğlunun yaratıcısı ve bu varlığın tek ve muktedir mühendisi olan Rabbul Âlemin hazretleri bütün bu yöntemleri yüce Resulüne (s.a.v.) o hazret de, mutahhar Ehl-i Beyt'ine öğretmiştir.
 Her insanın karakteristik yapısı çocukluk döneminde oluşur. Ağaç yaşken eğilir diyenler de bunu vurgulamakta ve çocuğun alacağı her eğitime adapte olacak bir yapı arz ettiğini hatırlatmak istemektedirler. Bilhassa yakınlarının bu eğitim ve "kişilik biçimlenmesi"nde özel bir yeri vardır ve bu özel yerin zirvesinde "anne"ler bulunmaktadırlar.
 Annenin güçlü elleri mucizemsi bir yetenekle çocuğu istediği biçime sokar; bir hammaddeden istediği heykeli yontan bir heykeltıraştır anne. Gelecekte saadet yoluna veya bedbahtlık yoluna yönelten unsur annedir, her insanın bir "anne"nin öğrencisi olduğu asla unutulmamalıdır.
 Anne, çocuğu kemale yükseltebileceği gibi bedbahtlık uçurumuna da yuvarlayabilir.
 Fatıma-ı Zehra (a.s.) babası Resulullah’dan (s.a.v.) aldığı terbiye ve ilim sayesinde dünya ve ahiret kadınlarının en ulusu olmuş, en mükemmel evlatları yetiştirmiş ve böylece insanlığa "en mükemmel anne" olduğunu ve onun eğitim yöntemlerinin "en mükemmel eğitim yöntemi" sayıldığını bilfiil ispatlamıştır.
 Yirmi yılı bulmayan kısa hayatının on yıldan az bir bölümünü eşiyle geçirdiği halde sade ve küçücük evinde öyle evlatlar yetiştirmiştir ki, rahmetli İmam Humeyni'nin de tabiriyle "varlığının nuru toprak âleminden göklerin ötesine, mülk âleminden melekut-i âlâ'nın ötesine yansımakta"dır.
 Evet, Zehra-ı Merziyye selamullah aleyha'nın yetiştirdiği evlatlar insanlık tarihinin nadide çiçekleri, emsalsiz güzideleridirler; yiğit, dürüst, korkusuz ve kelimenin tam anlamıyla "mükemmel insan"lardırlar.
 İslam’ın bu büyük kadınının çocuk yetiştirme hususunda kullandığı yöntemler bugün en ciddi eğitim merkezlerinde, muhtelif din ve görüşlere mensup pedagog ve eğitim uzmanlarınca incelenmekte olup en sağlıklı yöntemler olarak tavsiye edilmektedir.
 Çocuğun karakterinin şekillenmesi açısından o hazretin uyguladığı metotlar dürüstlük, sevgi, merhamet ve korkusuzluk temelleri üzerine kuruludur.
 Ünlü sahabe Selman-ı Farisî hazretleri "Bir gün Hz. Fâtıma'nın el değirmeninde un öğüttüğünü gördüm, bu sırada küçük Hüseyin'in ağlama sesi duyuldu. "Hz. Resulullah (s.a.v.) size yardım edenleri sevdiğini buyurdu" dedim, çocuğu mu sakinleştirmemi istersiniz, yoksa el değirmenini almamı mı?" Hazret "Evladımla benim ilgilenmem daha iyidir, zahmet olmazsa siz şu unu öğütebilirsiniz!"
 Resulullah’ın (s.a.v.) kızı Fatımâ (a.s.) ölümünden sonra bile çocuklarını düşünmekten kendisini alamamış ve ölüm döşeğinde Hz. Ali'ye (a.s.) "Çocuklarımı annesiz bırakma, benden sonra kız kardeşimin kızıyla evlen, o benim çocuklarıma karşı tıpkı benim gibi şefkat gösterir." vasiyetinde  bulunarak çocuklarının eğitimi ve yetişmesi için fevkalâde bir basiret ve ileri görüşlülük örneği sergilemiştir.
 Keza, Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) vefatıyla birlikte, çocuklarının bu şefkatli dedenin sevgisinden mahrum kalmaları Hz. Fâtıma'yı (a.s.) pek üzmüştür. Nitekim bazen çocuklarını severken "Sizi herkesten çok seven dedeniz nerede şimdi? Sizi yerde görmeye dayanamayıp hemen kucağına alan o şefkatli dedeniz nerede şimdi yavrularım?" dediği bilinmektedir.
 Burada sadece annenin değil, başkalarının da duygusal bağlarının çocuk üzerinde etkili olduğu ve şefkatli bir annenin bu bağlara da önem verdiği anlaşılmaktadır.
Çocuklarla oynamak
Çocuklarla oynayıp onlara oyun arkadaşlığı yapmanın fiziki ve psikolojik faydaları yanı sıra, çocukların üretkenlik gücünü de artırması açısından fevkalâde önemli olduğu unutulmamalıdır. Hz. Fatıma'nın (a.s.) yöntemlerinden biri de budur; o hazret, çocuklarıyla oynamayı pek sever, onlarla oynarken zihin ve inançlarını olumlu yönde etkileyip sağlıklı düşünmelerini sağlayacak sözler ve şiirler söylemeyi ihmal etmezdi. Hz. Hasan'la -s- oynarken, onu havaya atıp tuttuğu ve bunu yaparken şu mazmunu şiir olarak tekrarladığı kayıtlıdır:
"Hasan'ım! Baban gibi ol sen de
Büyü de, babana benze
Hakkı kurtar boynundaki urgandan
Rabbine ibadet ve şükürde bulun her zaman
O'dur bize bütün nimetleri bağışlayan
Zalimlerle dost olma, e mi Hasan?!"

Yarışma ve Sağlıklı Rekabet
 Sağlıklı rekabet ve dürüstçe yarışma, çocuklarda kendine güven duygusunu geliştirip onlara sorunlardan kaçmama ve zorluklarla pençeleşme ruhunu aşılar. Kendisine güven duyan ve zorluklardan korkmayan bir insan, hayatın çeşitli merhalelerinde karşılaşabilmesi mümkün zorluklarla yüz yüze geldiğinde teslim olmaz, sorunlarına sırt çevirmez, batıla eğilmez, zilleti kabullenmez ve başı dik olarak bütün zorluklarla boğuşmayı, lekeli olarak rahat yaşamaya tercih eder.

9 Mayıs 2013 Perşembe

Yağmur ( TEFEKKÜR )

    Ne zaman bir yağmur bulutu görsem, aklıma, orta büyüklükteki bir yağmur bulutunun içinde 300 bin ton su taşıdığı gelir…
    Öyle pamuk gibi yumuşacık, tüy gibi hafif gözüken bulutların, aslında yüz binlerce ton ağırlığında olmalarına rağmen, gökyüzünde, düşmeden ipsiz ve direksiz durdurulmalarını ibretle seyrederim…
    Ve rüzgârın önüne katılıp, ormanlardan yaylalara, bağlardan bahçelere, köylerden şehirlere, ülkelerden kıtalara taşınmalarını, dağları, derin puslu vadileri, geniş düz ovaları ve engin mavi denizleri aşmalarını hayal ederim…
    Yüz binlerce ton suyu, dünyanın bir köşesinden, bir başka köşesine, gürültüsüz patırtısız alıp götürülmesine hayret ederim…

    İşte size Allah-ü Teâlâ’nın güç, kudret ve azametine gösterilebilecek eşsiz bir örnek daha…