Kur’ân-ı Azîmüşşan, bütün insanlığa bir mev’iza, öğüttür. Kalplerin
ıslahına vesile, bir şifadır. Mü’minlere hidayet, kurtuluş ve
selamettir. Konuştuğu her kelam vahy-i İlâhî olan Efendimiz (sav)
Hadis-i Şerif ’leriyle nur ve ışıktır. Resulüllah (sav)’in vekili, Hak
Teâlânın yolunun davetçisi mürşid-i kâmiller, nebilerin varisleridir.
Söz ve kelamları, ilhâmât-ı Rabbânîdir. Kitab-ı Kerîm ve Sünnet-i
Seniyye’den mülhemdir. Bidatlerden, Sünnet-i Seniyye’ye, gafletten
uyanıklığa, dünyanın zulmetinden ahretin aydınlığına, masiyetten itaata,
nefsanî arzulardan takvaya ermeye vasıtadır. Kurtuluşumuza sebep olan
öğüt ve nasihatlerine kulakverelim.
OKUYALIM, AMEL EDELİM
1-
Yasin-i Şerif, Tebareke, Amme ve Leyl surelerini sonuna kadar okuyalım
sohbetlerde. Kur’ân-ı Kerim’den sure ve ayetler ezberlemeye çalışalım.
Okuyalım, amel edelim ve edebiyle de edeblenelim. Okunan Kitab-ı Kerim
bizi kötülüklerden alıkoymazsa, hiç okumamış gibi oluruz. Şartlarını
yerine getirerek okursak, Rabbimiz (cc) ile konuşmuş gibi oluruz;
haberlerinde sadık olan, Efendimiz (sav)in mübarek sözleriyle.
İSLÂM TARİHİNİ ÖĞRENELİM
2-
Peygamberlerin hayatını, özellikle İslâm tarihini çokça mütalaa edelim.
Önümüzdeki karanlık yolları Nebilerin, sıddıkların, şüheda ve
salihlerin düsturlarıyla aydınlatalım. Kalb-i münevverlerini teskin için
Efendimiz (sav)in, Peygamberlerin haberlerinden bahsedilir Kur’ân-ı
Azimüşşanda.
İLLA EDEP İLLA EDEP
3-
Sıddık-ı Azamla (ra) Ali (kv) den gelen ulvî yolun edeb ve erkanını,
Muhammed bin Abdullah el- Hânî Hazretlerinin “el-Behcetü’s-Seniyye” Âdab
Risalesinden takib edelim.
Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan,Giy ol tâcı, emin ol her belâdan.
Ebû Ali ed-Dekkak (ks): “İbadetler cennete, ibadette edeb, Cemalullah’a götürür” buyurur.
NAMAZI KILALIM
4-
Sünnet-i Seniyye’ye uyup bidatlerden kaçınalım. Emr-i İlâhî’de eksiltme
ve çıkarma yapmayalım. İbadetlerin başı mevkiinde olan namaz hakkında
aleyhissalat ü vesselam Efendimiz, “Ben nasıl namaz kılıyorsam, öyle
namaz kılın” buyuruyor. Ulema-i kiramımız; “Sünnet ehlinden biri ölürse,
organlarımızdan birini kaybetmiş gibi oluruz” derler. Bize göre
sünnetin esasları, aleyhissalat ü vesselamın ashabının izlediği yola
sımsıkı sarılmak ve bidatleri terk etmektir. Çünkü her bidat bir
sapıklıktır. Her kim İslâm’da güzel görüp bir bidat çıkarırsa, Muhammed
(sav)ın risaleti edada, ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Hak
Teâlâ; “Bugün sizin için dininizi tamamladım” buyurmaktadır. Hadis-i
Şerif ’ler pek çoktur bu konuda. “Her bidat sapıklıktır.” “Ben onlardan
değilim, onlar da benden değildir.” “Onlara karşı cihad, kafirlerle
cihad gibi önemlidir.” “İbadetleri bizim gibi yapmayanlar bizden
değildir.”
FIKIH ÖĞRENELİM
5-
İslâm fıkhını öğrenelim. “Allahü Teâlânın emir ve yasaklarını âlim ve
fakihlerden öğrenmek her bir Müslümana farzdır. Şeytan dinî ilimlere
sahip olan bir zattan korktuğu kadar bin ibadete düşkün âbidden korkmaz.
“Dinî konuları müzakere için teşekkül eden bir mecliste hazır bulunmak
bir sene ibadet etmekten üstündür” buyurur İki Cihan Güneşi (sav).
Üstazımız bir dörtlüğünde:
Fıkıh ile Hadis öğren,Nefsini yıkmaya davran,Mürşide binde bir uğran,Sakal altı süaldir bu der.
“Kişinin
lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir” diye tarif eder fıkhı
İmam-ı Âzam (ra). Şer’î ve amelî meseleleri bilmektir fıkıh.
KENDİMİZİ VE EHLİMİZİ KORUYALIM
6-
İnternet kullanımı gittikçe artıyor. Sanal âlemde kumar ve her türlü
çılgınlıklar yapılıyor. Kendimizi ve ehlimizi korumak bizi Kur’ânî bir
görevdir. Çocuklarımıza güzel bir isim, İslâmî edeb ve terbiye, talim ve
eğitim aleyhissalat-ü vessalam Efendimizin tavsiyesidir bize. Rayihası
cennet kokusu olan yavrularımızı, isyan ve günah kokularıyla
kirletmeyelim. Cennet-i a’lâ’nın çiçekleri mesabesinde olan Hasan ve
Hüseyin (radıyallahü anhüma) efendilerimizin edeb ve erkanıyla
yetiştirelim.
Daha Fazlası İçin : www.hayatpenceresi.net
17 Haziran 2012 Pazar
SEVİLEN UYUMADI
Adam Bir gece namaz kılmak için seccadesini serer. Namazını bitirdikten sonra şöyle bir duada bulunur;
... ...
-Ya Rabbi şu vakitte bir çok kimse uyudu, birçoğu sevdiğine gitti, bende sana geldim, çünkü benim sevdiğim sensin.
Sonra zikire başladı ve seccade üzerinde zikrederken uyuyakaldı.
Bir hırsız girdi evine biraz sonra, bakındı sağına soluna, oldukça az ve eski eşyaların olduğu fakir birinin eviymiş bu ev diye düşündü. Ama birkaç parça eşya almadan çıkmak olmaz diye düşündü. Torbasına doldurduğu birkaç parça eşya ile tam evden çıkacakken birde baktı ki kapı yok!
Az önce girdiği kapı hiçbir yerde yoktu, her yer duvardı. Aldıklarını bıraktı ve tekrar çevresine baktı, kapı orada duruyordu. Tekrar torbasına doldurdu eşyaları ve tekrar baktı ki kapı yine yok! Bu işlemi tam 3 kez tekrarladı. Tam o esnada duvarlar dalga dalga yarılarak dediki;
-Ey hırsız..! Seven uyudu ama SEVİLEN UYUMADI.
Hanesi Dergâh Olan Gönül Mimarı
Doktorlar gelir, her sınıftan insanla dolar taşardı hane. Üstazımızın
bulunmadığı zamanda bile, evleri gece gündüz ziyaret edilirdi.
Hanelerinde sessizce murakabe ve rabıta halinde oturulurdu. Çünkü bu
eve, Efendimizin (sav) ruhaniyetlerinin teşrifi haber verilirdi.
Yapımı sırasında hanenin, İki Cihan Güneşi’nin (sav) teşrif buyurdukları, mübarek ellerinin ziyaret edildiği, basiret ehli kimseler tarafından çokça anlatılırdı.Evin planını Üstazımızla beraber çizdik. Koskoca bir defteri bunun için tükettik. İnşaat mühendislerine arz edilince plan, “Bu ev tekke mi?” demişler.Meczûbînden Cemil Baba’ya, “Eski haneye gelen büyükler, buraya da geliyor mu?” deyince, “Evet” buyurmuş. Kendisi Sami Efendimizin bağrına bastığı keşif keramet sahibi ve tayy-i mekân ehli bir zat idi.
Bazı geceler Üstazımız, “Misafirlerim geliyor” diye yalnız kalırdı. Sabah olduğunda, “Bu gece çok yüksek evsafta kimseler meclis kurdu.” derlerdi. Bir seher vakti odamızın kapısına gelerek, “Bu haneye kimler gelip gidiyor haberiniz yok.” buyurdu.Mübarek gecelerde akan nuru seyredenler de vardı. Akşamları, mübarek gözlerini yumar dakikalarca sağa sola vücud-ı âlîleri hareket ederdi. Bu anları ganimet bilir, biz de gözlerimizi yumar istifadeye çalışırdık Rabbimizin lutfundan.
GÖNLÜ YANIKLARA TEVECCÜH…
Kayseri’den gelen bir gruba teveccühte bulundu. Kapı süratle kapanınca gözlerini açtılar. Çok kısa sürdü bu an. Yolda bu nimete mazhar olanlardan biri, nutuk atmaya başladı. 'Ne bu hal?' diyenlere, 'Kendimden geçtim coşuyorum.' dedi. Bu güzellikler çokça yaşanırdı. Teveccühe mazhar olan bir müftü efendinin, hıçkırıklara boğulması hiç gitmez hatırımızdan. Teveccüh ve müşahede ehli, biiznillahi Teâlâ kuru ağaca baksa yeşerir. Gönüllere sağanak sağanak yağan yağmurla, irfan çiçekleri açar. Teveccüh, Hz. Sıddık’a (ra) Peygamberimizin (sav), “Benim gönlümde ne varsa Sıddık’a aktardım.” buyurduğu nurun, velâyet ölçüsü içerisinde mürşid-i kâmilin kalbinden, müridin gönlüne inen nurdur biiznillahi Teâlâ.
Teveccüh, bir mevhibe-i İlâhîdir. Üstazımız, Üstaz-ı Âlî’lerine şöyle dedi: “Efendim, herkese gönlümü çeviremiyorum. Pejmürde biçimde birileri geliyor, kalbim onlara dönüyor.” İstirahat odalarında bulunuyordum. Kıbleye karşı birbirine sarılmış vaziyette bir nur akıp gitti. Meğer Hızır (as) ile Sami Ramazanoğlu Üstazımızın ruhaniyeti teşrif etmiş… Kendilerini göstermeden, ‘Birileri şöyle görmüş.’ derlerdi. Biz şahıslarıyla alakalı olanları, bu tarz konuşmalarından bilirdik.
ONA DUYULAN SEVGİ...
Melekler kuşattığı gibi etraflarını, zahiren de melek huylu insanlar hava yoluyla ziyaret ederlerdi onu. Hak Teâlâya saygı duyanlara mahlukât da saygı duyar. Bir geyiğin alakasını bilen Abdullah Amca (Malak),'Dağdaki geyikler Efendimi bildi, ama biz bilemedik.' derdi.
ZİYARETÇİLERİNİ BEKLEYİŞ...
Gelenler azığını alır giderdi. Kayseri'den Dr. Mustafa Mıhçıoğlu, 'Akümüzü doldurup gidiyoruz. Bu bize bir ay yeter.' derdi.Onun sohbetine gelenler, ziyaret edilir, duası talep edilirdi. Ankara’nın Mamak bölgesinden gelen ziyaretçiler, hac yolcusu uğurlanır gibi kılavuzlanır ve karşılanır.Arabanın rektefe olduğu gibi, gönülleri nurlananlar, zahiren de nurlanırdı.
İLTİFATINA MAZHAR OLANLAR...
Belediye reislerinden birine, “Bu şekeri gittiğin yerde bulunan şu zata ver.” buyurur. Oda dolusu bir cemaatin içinde şeker takdim edilir. İkramı alan kişinin rengi değişir, gözyaşlarıyla yere düşer. Selamlarını götürdüğüm bazı insanlar da böyle sevinirlerdi. Bayram ziyaretinde, kahve ikram ettiği bir amca, şu sözleri söyleyerek gitti: “Şu anda Erciyes dağının tepesindeyim.” Kucakladığı bir genç, terinden vücuduna bulaşan damlayı koruyordu. Gözlerinden öptükleri de: “Bir daha bu gözle harama bakmak bize caiz değil.” diyorlardı.
ÜÇ HALKA...
İlim, zikir ve diğerleri. İlim halkasında, hocalarla ilmî mübahese ve mütalaalarda bulunurdu. Günün meseleleri konuşulur Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den, ulema-i kiram ve ehl-i tahkikın görüşlerinden nakiller yapılırdı. Darü’l-harp, Cuma namazı ve çeşitli görüş ve düşüncelere parmak basılırdı. Cuma namazını terk eden bir evladına, “Terk ettiğin Cuma namazları için tevbe et, bir daha böyle yapma.” derler. “Darü’s-sulh” ve “darü’l-eman” terimlerini kullanarak, ülkemizin müstesna olduğunu, istikbalinin parlak olacağını söylerlerdi. Faizin haramlığını, fuhşun çirkinliğini anlatırlardı. Ehl-i Hak fırkanın, Peygamberimiz (sav) Ashab-ı Güzin ve müspet ulemanın yolu olduğunu bildirirlerdi.
İhsan mektebinin öğrencilerine, fıkh-ı batını anlatırlardı. İbadetin takva esasına uygun yapılmasını tavsiye ederlerdi. Nefsin ıslah yollarını, bid’atten sakınmayı ve Mevlâ’nın yolunda gayret ve çaba gösterilmesini şiddetle tavsiye ederlerdi. İrşad için müracaat edenlere, mukaddime, başlangıç olarak evrat ve ezkâr verirler, sadakatleri belli olunca istihare yaptırırlardı. Müspet istihareden sonra, ölüm tefekkürü, rabıta-i mürşid ve zikrullahı talim ederlerdi. Dergâhın müdavimleri tek tek derslerini görüşürlerdi. Sohbet ve zikre önem verildiği gibi, dergâhta müridanla baş başa da görüşülür, her hafta bir letâif geçilirdi. Dersini geçmeyenler, ceza olarak dergâha alınmazdı.
Köylü bir amcanın dersinde bulundum. Murakabe halinde gördüklerini anlatıyordu. Taaccüp ettim bu yüksek hale. Üstazımız, “Oğlum, bu işçi, çiftçi amcalarını bu hale getirmek için ne emek sarf ettim.” buyurdular. Kimsenin iltifat etmediği bir kimseye, “ekrabiyyet”, kula Hak Teâlânın yakınlığını beyan eden dersi tarif ederken, inen nura tahammül edemeyerek ağladım. Talim buyurdukları evrat ve ezkâr, nuruyla takdim edildiği için gönüllere nakşolurdu İlâhî tecelli.
DERGÂHA GELİŞ VE GİDİŞ...
Günler evveli hazırlık yapılır, gusül abdesti alınır, temiz elbiseler giyilir, yolda istiğfarlar okunur, ruhaniyete Fatiha ve İhlaslar bağışlanarak gelinirdi. Kabına göre doldururdu testisini ziyaretçi. Zamanını geçirenler içeri alınmazdı. Çoluk çocuk sesi duyulmaz, burun boğaz temizliği hafifçe yapılır veya dışarı çıkılırdı. Çaylar sohbetin bitiminde ikram edilir, kendilerinden önce yudumlanmazdı. Hanelerine girenler, ayaküstü bekler, tebessümle verilen selamı alır ve müsaadeleriyle elleri dizlerinin üzerinde otururlardı. Tek tek hal ve hatırlar sorulur, Eûzü besmele, hamdele, salvele ve bir Fatiha, üç İhlas’la sohbete başlanırdı.
Gözler ara ara ona nazar eder, devamlı bakmazlardı. Öyle an olurdu ki, akan yaşlar halıları ıslatırdı. Bir an olur feryad ü figan kopar, kuşlar gibi çırpınanlar, âh ü enîn edenler, dizlerine vurarak kendinden geçenler su ile salat ü selamla zorla teskin edilirdi. Konya’dan teşrif edenlerden biri, “Efendim, konuşup yorma kendini. Siz oturun, biz bakalım size.” dedi. Dergâha girip çıkanların ilk anlarıyla, son anları değişirdi.Temizlenen elbise, yıkanan araba, güzelkokan toprağın gül ile hemdem olması gibi…
Kafiyeli kelamlar da ederdi. Melek-enis, meleklerin de iştirak ettiği sohbetlerinin akabinde: “İçilsin çayımız, tebdil olsun huyumuz.” Kalkmakta tembellik gösterilirse, “İçin de kaçın!” buyururdu. Elbise ve ayakkabılarını çevirmek için çıktığımızda lâhûtî bir koku duyulurdu. Kendileri zaman zaman “Her halde Hızır (as) geldi.” derdi. Sohbetlerini müteakip gelenler geri gönderildiğinde, “Onların kim olduğunu biliyor musunuz?” buyururdu.
ŞEKER TABAĞI…
Cemaat ayrılırken tutulan şeker tabağı, bazen yağmur gibi akıtırdı nimetini gökten. “Evinizdeki kişilerin adedince alın şekerlerden.” derdi. Aşka gelir, tabaktaki şekerleri saçardı cemaatin üzerine. Vaizi müftüsü, hocası hacısı, cemaatin hepsi yerlerden şeker toplardı. Bu tavrıyla nefisleri, çok usta bir maharetle ıslaha vesile olurlardı.Sofra…
Sofrasından aç kalkılırdı. Helal taam, midelere nur olarak indiği için, karın boş kalırdı. Bu hali teferrüs eden Üstazımız, “Kalkınca doyarsınız.” buyururdu.Bu yemeklerde eli olan Meryem validemiz, devrinin Rabia’sı idi. Yaptığı çorbayı kaşıklayanlar, ömürlerinin sonuna kadar yâd ederlerdi anamızı, rahmetüllahi aleyha. Mübarek ayaklarına tutturduğu sülük, kundağındaki çocukla etmiştir bu hizmetleri. Maddî ve manevî tedavi niyetiyle yenirdi yemekler. Dedem (ks) rahatsızlaştığı zaman, rızkı helal olanların yemeğiyle tedavi olularmış biiznillahi Teâlâ.
Dergâh ve kürsüde yapılan tavsiyeler, hem gönüllerde hem de not defterlerinde muhafaza edilirdi. Çünkü bu kelamlar, Efendimizin (sav) rahlesinin önünde talim olunan nasihatlerdi. Abdest azalarını yıkarken, birinci yıkayışın emmareden temizlenme, ikinci yıkayışın mülhimeden arınma, üçüncüsünün de mutmainne sıfatıyla mevsuf olunması icap ettiğini ifade ederdi. Buna benzer bitmeyen ledünni sözler, evlerde hane halkına, yollarda arkadaş ve dostlara nakledilirdi. Halkla olan münasebetleri eşsizdi. Elli yıl kürsülerde konuştu. Kahvehane köşelerinde, ömrünü heder edenlere el uzattı.
Nişan, düğün, cenaze ve her fırsatta din-i İslâm’ı anlattı. Dinlenin biraz diyenlere, “Hizmet ettikçe diriliyorum.” derdi. Vaiz İpek Hasan Hocamız, “Diktiğiniz fidanları sulayın.” diye kürsülerde konuşması için istirhamda bulunurdu. Vaiz ve nasihat ettiği yerlerdeki insanlar, “Biz abdest ve namazı, teyemmüm ve guslü, dinî bütün meseleleri Hacı Hasan Efendi’den öğrendik.” derlerdi. Dergâh gibi olan haneleri, ilim ve irfanla bir fakülte, maddî ve manevî dertlere deva olmakla bir şifahane, dargınları anlaştırma, yıkılan yuvaları ihya ile bir mahkeme, fakir ve yoksulu gözetme, aç ve bîilaç olanları doyurmakla bir aşhane, garip ve yolculara bir han, ruh ve beden temizliği için bir hamam, her gelenin boş dönmeyeceği nurlu bir mekândı vesselam.
Hanelerinde zikir halkası kurulduğu gibi,ilim halkası da kurulurdu. İlahiyat Fakültesinden gelen hocalara şu dersi verdi.
Âl-i İmran Suresinin 31. ayetini okudu. “De ki: Eğer Allahü Teâlâyı seviyorsanız bana uyun…” Musa (as) gelse, İsa (as) inse dahi Efendimize (sav) uymak mecburiyetindedir.Efendimizin (sav) gelişiyle, diğer din mensupları O’na (sav) tabi olacaklardır.” buyurdu. “Bugün için dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak İslamiyet’i beğendim.” (5 Maide, 3) İmanı tarif ederken Sami Efendi Hazretleri, “Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulüllah, ikisinin beraber zikriyledir ancak iman.” der.
Kadirî evradında, okunan bin aded Tevhid’in, “Lâ ilahe illallah” kelime-i tayyibesinin, her yüz başında “Muhammedün Resulüllah” denir bir defa. “Lâ ilahe illallah” İslâm’ın etemmi, “Muhammedürresulüllah” mütemmimidir. Biri Cenâb-ı Hakk’ın birliğini ifade etmektir. Diğeri ise Efendimizin (sav) risaletini tasdiktir. Bu mekânlara duyulan ihtiyaç… Bir tasavvuf hocası bize şunları anlattı. “Nerde bir gönül mimarı var, orada huzur var. Halk daha ziyade, irfan ehlinin peşinde dolaşıyor.”
Nüfusu üç yüz beş yüz bin iken İstanbul’da beş yüz dergâh var.Her sokağında en az üç dergâh mevcut. Çünkü dergâhın bulunduğu yerler, suç oranlarının en az olduğu yerlerdir. Kendi şahsına hakaret edenlere gülüp geçer derviş. Dedem, “Hafız, neden sana kötü söz söyleyen kimseye cevap vermedin?” deyince, “Efendim, sıksam suyunu çıkarırdım. Ama ben, kötülük edene iyilik yapma tavsiyesini duydum sizden.”
İKİ KANATLA UÇAR KUŞ…
Bir kanadı Allahü Teâlâ için sevgi, bir diğeri Allahü Teâlâ için buğuzdur dervişin. Zengin fakir, hepsi birbirine saygı duyar. Ayakkabısını çevirir, paltosunu tutar, dergâhı süpürür, yatağını eder, hastalara hizmet eder. Birbirini Allahü Teâlâ için severken, karıncayı dahi incitmezken, bir de bakarsınız, kükrer bir cengâver olur. Cihadda, Özbekler Tekkesi bir karakoldur. Mevlevî alayı, vatanın muhafazasında en önemli görevi üstlenmiştir. Eyüp’te bulunan Hâtûniye Tekkesi, bir silah deposudur. İstiklâl Harbinde sarıklı mücahidler, unutulmaz değerlerdir.
Ülkemizin düşman elinden kurtulması için, her türlü yararlılığı göstermişlerdir. Halktan, idareden kopuk değil, iç içedirler. Resulullahın (sav) vekaletinde bulunanlar kabiliyetlerine göre, idareci, muallim ve mürebbidirler.
Yapımı sırasında hanenin, İki Cihan Güneşi’nin (sav) teşrif buyurdukları, mübarek ellerinin ziyaret edildiği, basiret ehli kimseler tarafından çokça anlatılırdı.Evin planını Üstazımızla beraber çizdik. Koskoca bir defteri bunun için tükettik. İnşaat mühendislerine arz edilince plan, “Bu ev tekke mi?” demişler.Meczûbînden Cemil Baba’ya, “Eski haneye gelen büyükler, buraya da geliyor mu?” deyince, “Evet” buyurmuş. Kendisi Sami Efendimizin bağrına bastığı keşif keramet sahibi ve tayy-i mekân ehli bir zat idi.
Bazı geceler Üstazımız, “Misafirlerim geliyor” diye yalnız kalırdı. Sabah olduğunda, “Bu gece çok yüksek evsafta kimseler meclis kurdu.” derlerdi. Bir seher vakti odamızın kapısına gelerek, “Bu haneye kimler gelip gidiyor haberiniz yok.” buyurdu.Mübarek gecelerde akan nuru seyredenler de vardı. Akşamları, mübarek gözlerini yumar dakikalarca sağa sola vücud-ı âlîleri hareket ederdi. Bu anları ganimet bilir, biz de gözlerimizi yumar istifadeye çalışırdık Rabbimizin lutfundan.
GÖNLÜ YANIKLARA TEVECCÜH…
Kayseri’den gelen bir gruba teveccühte bulundu. Kapı süratle kapanınca gözlerini açtılar. Çok kısa sürdü bu an. Yolda bu nimete mazhar olanlardan biri, nutuk atmaya başladı. 'Ne bu hal?' diyenlere, 'Kendimden geçtim coşuyorum.' dedi. Bu güzellikler çokça yaşanırdı. Teveccühe mazhar olan bir müftü efendinin, hıçkırıklara boğulması hiç gitmez hatırımızdan. Teveccüh ve müşahede ehli, biiznillahi Teâlâ kuru ağaca baksa yeşerir. Gönüllere sağanak sağanak yağan yağmurla, irfan çiçekleri açar. Teveccüh, Hz. Sıddık’a (ra) Peygamberimizin (sav), “Benim gönlümde ne varsa Sıddık’a aktardım.” buyurduğu nurun, velâyet ölçüsü içerisinde mürşid-i kâmilin kalbinden, müridin gönlüne inen nurdur biiznillahi Teâlâ.
Teveccüh, bir mevhibe-i İlâhîdir. Üstazımız, Üstaz-ı Âlî’lerine şöyle dedi: “Efendim, herkese gönlümü çeviremiyorum. Pejmürde biçimde birileri geliyor, kalbim onlara dönüyor.” İstirahat odalarında bulunuyordum. Kıbleye karşı birbirine sarılmış vaziyette bir nur akıp gitti. Meğer Hızır (as) ile Sami Ramazanoğlu Üstazımızın ruhaniyeti teşrif etmiş… Kendilerini göstermeden, ‘Birileri şöyle görmüş.’ derlerdi. Biz şahıslarıyla alakalı olanları, bu tarz konuşmalarından bilirdik.
ONA DUYULAN SEVGİ...
Melekler kuşattığı gibi etraflarını, zahiren de melek huylu insanlar hava yoluyla ziyaret ederlerdi onu. Hak Teâlâya saygı duyanlara mahlukât da saygı duyar. Bir geyiğin alakasını bilen Abdullah Amca (Malak),'Dağdaki geyikler Efendimi bildi, ama biz bilemedik.' derdi.
ZİYARETÇİLERİNİ BEKLEYİŞ...
Gelenler azığını alır giderdi. Kayseri'den Dr. Mustafa Mıhçıoğlu, 'Akümüzü doldurup gidiyoruz. Bu bize bir ay yeter.' derdi.Onun sohbetine gelenler, ziyaret edilir, duası talep edilirdi. Ankara’nın Mamak bölgesinden gelen ziyaretçiler, hac yolcusu uğurlanır gibi kılavuzlanır ve karşılanır.Arabanın rektefe olduğu gibi, gönülleri nurlananlar, zahiren de nurlanırdı.
İLTİFATINA MAZHAR OLANLAR...
Belediye reislerinden birine, “Bu şekeri gittiğin yerde bulunan şu zata ver.” buyurur. Oda dolusu bir cemaatin içinde şeker takdim edilir. İkramı alan kişinin rengi değişir, gözyaşlarıyla yere düşer. Selamlarını götürdüğüm bazı insanlar da böyle sevinirlerdi. Bayram ziyaretinde, kahve ikram ettiği bir amca, şu sözleri söyleyerek gitti: “Şu anda Erciyes dağının tepesindeyim.” Kucakladığı bir genç, terinden vücuduna bulaşan damlayı koruyordu. Gözlerinden öptükleri de: “Bir daha bu gözle harama bakmak bize caiz değil.” diyorlardı.
ÜÇ HALKA...
İlim, zikir ve diğerleri. İlim halkasında, hocalarla ilmî mübahese ve mütalaalarda bulunurdu. Günün meseleleri konuşulur Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den, ulema-i kiram ve ehl-i tahkikın görüşlerinden nakiller yapılırdı. Darü’l-harp, Cuma namazı ve çeşitli görüş ve düşüncelere parmak basılırdı. Cuma namazını terk eden bir evladına, “Terk ettiğin Cuma namazları için tevbe et, bir daha böyle yapma.” derler. “Darü’s-sulh” ve “darü’l-eman” terimlerini kullanarak, ülkemizin müstesna olduğunu, istikbalinin parlak olacağını söylerlerdi. Faizin haramlığını, fuhşun çirkinliğini anlatırlardı. Ehl-i Hak fırkanın, Peygamberimiz (sav) Ashab-ı Güzin ve müspet ulemanın yolu olduğunu bildirirlerdi.
İhsan mektebinin öğrencilerine, fıkh-ı batını anlatırlardı. İbadetin takva esasına uygun yapılmasını tavsiye ederlerdi. Nefsin ıslah yollarını, bid’atten sakınmayı ve Mevlâ’nın yolunda gayret ve çaba gösterilmesini şiddetle tavsiye ederlerdi. İrşad için müracaat edenlere, mukaddime, başlangıç olarak evrat ve ezkâr verirler, sadakatleri belli olunca istihare yaptırırlardı. Müspet istihareden sonra, ölüm tefekkürü, rabıta-i mürşid ve zikrullahı talim ederlerdi. Dergâhın müdavimleri tek tek derslerini görüşürlerdi. Sohbet ve zikre önem verildiği gibi, dergâhta müridanla baş başa da görüşülür, her hafta bir letâif geçilirdi. Dersini geçmeyenler, ceza olarak dergâha alınmazdı.
Köylü bir amcanın dersinde bulundum. Murakabe halinde gördüklerini anlatıyordu. Taaccüp ettim bu yüksek hale. Üstazımız, “Oğlum, bu işçi, çiftçi amcalarını bu hale getirmek için ne emek sarf ettim.” buyurdular. Kimsenin iltifat etmediği bir kimseye, “ekrabiyyet”, kula Hak Teâlânın yakınlığını beyan eden dersi tarif ederken, inen nura tahammül edemeyerek ağladım. Talim buyurdukları evrat ve ezkâr, nuruyla takdim edildiği için gönüllere nakşolurdu İlâhî tecelli.
DERGÂHA GELİŞ VE GİDİŞ...
Günler evveli hazırlık yapılır, gusül abdesti alınır, temiz elbiseler giyilir, yolda istiğfarlar okunur, ruhaniyete Fatiha ve İhlaslar bağışlanarak gelinirdi. Kabına göre doldururdu testisini ziyaretçi. Zamanını geçirenler içeri alınmazdı. Çoluk çocuk sesi duyulmaz, burun boğaz temizliği hafifçe yapılır veya dışarı çıkılırdı. Çaylar sohbetin bitiminde ikram edilir, kendilerinden önce yudumlanmazdı. Hanelerine girenler, ayaküstü bekler, tebessümle verilen selamı alır ve müsaadeleriyle elleri dizlerinin üzerinde otururlardı. Tek tek hal ve hatırlar sorulur, Eûzü besmele, hamdele, salvele ve bir Fatiha, üç İhlas’la sohbete başlanırdı.
Gözler ara ara ona nazar eder, devamlı bakmazlardı. Öyle an olurdu ki, akan yaşlar halıları ıslatırdı. Bir an olur feryad ü figan kopar, kuşlar gibi çırpınanlar, âh ü enîn edenler, dizlerine vurarak kendinden geçenler su ile salat ü selamla zorla teskin edilirdi. Konya’dan teşrif edenlerden biri, “Efendim, konuşup yorma kendini. Siz oturun, biz bakalım size.” dedi. Dergâha girip çıkanların ilk anlarıyla, son anları değişirdi.Temizlenen elbise, yıkanan araba, güzelkokan toprağın gül ile hemdem olması gibi…
Kafiyeli kelamlar da ederdi. Melek-enis, meleklerin de iştirak ettiği sohbetlerinin akabinde: “İçilsin çayımız, tebdil olsun huyumuz.” Kalkmakta tembellik gösterilirse, “İçin de kaçın!” buyururdu. Elbise ve ayakkabılarını çevirmek için çıktığımızda lâhûtî bir koku duyulurdu. Kendileri zaman zaman “Her halde Hızır (as) geldi.” derdi. Sohbetlerini müteakip gelenler geri gönderildiğinde, “Onların kim olduğunu biliyor musunuz?” buyururdu.
ŞEKER TABAĞI…
Cemaat ayrılırken tutulan şeker tabağı, bazen yağmur gibi akıtırdı nimetini gökten. “Evinizdeki kişilerin adedince alın şekerlerden.” derdi. Aşka gelir, tabaktaki şekerleri saçardı cemaatin üzerine. Vaizi müftüsü, hocası hacısı, cemaatin hepsi yerlerden şeker toplardı. Bu tavrıyla nefisleri, çok usta bir maharetle ıslaha vesile olurlardı.Sofra…
Sofrasından aç kalkılırdı. Helal taam, midelere nur olarak indiği için, karın boş kalırdı. Bu hali teferrüs eden Üstazımız, “Kalkınca doyarsınız.” buyururdu.Bu yemeklerde eli olan Meryem validemiz, devrinin Rabia’sı idi. Yaptığı çorbayı kaşıklayanlar, ömürlerinin sonuna kadar yâd ederlerdi anamızı, rahmetüllahi aleyha. Mübarek ayaklarına tutturduğu sülük, kundağındaki çocukla etmiştir bu hizmetleri. Maddî ve manevî tedavi niyetiyle yenirdi yemekler. Dedem (ks) rahatsızlaştığı zaman, rızkı helal olanların yemeğiyle tedavi olularmış biiznillahi Teâlâ.
Dergâh ve kürsüde yapılan tavsiyeler, hem gönüllerde hem de not defterlerinde muhafaza edilirdi. Çünkü bu kelamlar, Efendimizin (sav) rahlesinin önünde talim olunan nasihatlerdi. Abdest azalarını yıkarken, birinci yıkayışın emmareden temizlenme, ikinci yıkayışın mülhimeden arınma, üçüncüsünün de mutmainne sıfatıyla mevsuf olunması icap ettiğini ifade ederdi. Buna benzer bitmeyen ledünni sözler, evlerde hane halkına, yollarda arkadaş ve dostlara nakledilirdi. Halkla olan münasebetleri eşsizdi. Elli yıl kürsülerde konuştu. Kahvehane köşelerinde, ömrünü heder edenlere el uzattı.
Nişan, düğün, cenaze ve her fırsatta din-i İslâm’ı anlattı. Dinlenin biraz diyenlere, “Hizmet ettikçe diriliyorum.” derdi. Vaiz İpek Hasan Hocamız, “Diktiğiniz fidanları sulayın.” diye kürsülerde konuşması için istirhamda bulunurdu. Vaiz ve nasihat ettiği yerlerdeki insanlar, “Biz abdest ve namazı, teyemmüm ve guslü, dinî bütün meseleleri Hacı Hasan Efendi’den öğrendik.” derlerdi. Dergâh gibi olan haneleri, ilim ve irfanla bir fakülte, maddî ve manevî dertlere deva olmakla bir şifahane, dargınları anlaştırma, yıkılan yuvaları ihya ile bir mahkeme, fakir ve yoksulu gözetme, aç ve bîilaç olanları doyurmakla bir aşhane, garip ve yolculara bir han, ruh ve beden temizliği için bir hamam, her gelenin boş dönmeyeceği nurlu bir mekândı vesselam.
Hanelerinde zikir halkası kurulduğu gibi,ilim halkası da kurulurdu. İlahiyat Fakültesinden gelen hocalara şu dersi verdi.
Âl-i İmran Suresinin 31. ayetini okudu. “De ki: Eğer Allahü Teâlâyı seviyorsanız bana uyun…” Musa (as) gelse, İsa (as) inse dahi Efendimize (sav) uymak mecburiyetindedir.Efendimizin (sav) gelişiyle, diğer din mensupları O’na (sav) tabi olacaklardır.” buyurdu. “Bugün için dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak İslamiyet’i beğendim.” (5 Maide, 3) İmanı tarif ederken Sami Efendi Hazretleri, “Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulüllah, ikisinin beraber zikriyledir ancak iman.” der.
Kadirî evradında, okunan bin aded Tevhid’in, “Lâ ilahe illallah” kelime-i tayyibesinin, her yüz başında “Muhammedün Resulüllah” denir bir defa. “Lâ ilahe illallah” İslâm’ın etemmi, “Muhammedürresulüllah” mütemmimidir. Biri Cenâb-ı Hakk’ın birliğini ifade etmektir. Diğeri ise Efendimizin (sav) risaletini tasdiktir. Bu mekânlara duyulan ihtiyaç… Bir tasavvuf hocası bize şunları anlattı. “Nerde bir gönül mimarı var, orada huzur var. Halk daha ziyade, irfan ehlinin peşinde dolaşıyor.”
Nüfusu üç yüz beş yüz bin iken İstanbul’da beş yüz dergâh var.Her sokağında en az üç dergâh mevcut. Çünkü dergâhın bulunduğu yerler, suç oranlarının en az olduğu yerlerdir. Kendi şahsına hakaret edenlere gülüp geçer derviş. Dedem, “Hafız, neden sana kötü söz söyleyen kimseye cevap vermedin?” deyince, “Efendim, sıksam suyunu çıkarırdım. Ama ben, kötülük edene iyilik yapma tavsiyesini duydum sizden.”
İKİ KANATLA UÇAR KUŞ…
Bir kanadı Allahü Teâlâ için sevgi, bir diğeri Allahü Teâlâ için buğuzdur dervişin. Zengin fakir, hepsi birbirine saygı duyar. Ayakkabısını çevirir, paltosunu tutar, dergâhı süpürür, yatağını eder, hastalara hizmet eder. Birbirini Allahü Teâlâ için severken, karıncayı dahi incitmezken, bir de bakarsınız, kükrer bir cengâver olur. Cihadda, Özbekler Tekkesi bir karakoldur. Mevlevî alayı, vatanın muhafazasında en önemli görevi üstlenmiştir. Eyüp’te bulunan Hâtûniye Tekkesi, bir silah deposudur. İstiklâl Harbinde sarıklı mücahidler, unutulmaz değerlerdir.
Ülkemizin düşman elinden kurtulması için, her türlü yararlılığı göstermişlerdir. Halktan, idareden kopuk değil, iç içedirler. Resulullahın (sav) vekaletinde bulunanlar kabiliyetlerine göre, idareci, muallim ve mürebbidirler.
Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri (k.s)
14 Haziran 2012 Perşembe
” Harama Bakmak “
“Mü’minlere söyle gözlerini sakınsınlar” (1) Buradaki “mü’minler” kelimesi geneldir. Kadın erkek bütün müslümanları kapsar.
Çünkü Kur’an’daki bütün hitaplar umumidir. (2)
“Mü’min kadınlara da söyle gözlerini (yere) indirsinler (erkeklere bakmasınlar), namuslarını korusunlar. ” (3)
diye ikinci uyarının gelmesini imam Kurtubi şöyle açıklıyor:
“Burada yüce Allah’ın kadınlara özel olarak hitap etmesi te’kid içindir. Çünkü “Mü’minler’e söyle” sözü yeterlidir.
Bu kelime âm (genel) bir lafız olup kadın-erkek bütün mü’minleri kapsar.” (4)
Zinaya yaklaşmasınlar, namusunu korusunlar ve bir takımları gözleri haramdan sakınma emri yalnızca erkekleri kapsıyor zannetmesinler diye yüce Allah te’kid için ikinci bir hatırlatma yapmıştır. (5)
Peygamber hanımı, Ümmü Seleme (r.a.) anlatıyor:
“Ben ve Meymûne ikimiz birlikte Rasulullah (sav) in yanındaydık. Yaşlı, âmâ (gözleri görmeyen) bir ihtiyar olan Abdulah ibni Ümmi Mektum bize doğru yöneldi Bunun üzerine Rasulullah (sav) bize:
- Kalkın ve hicaplanın (örtünüze bürünün) dedi. Ben dedim ki:
- Ey Allah’ın Rasulü, o bizi görmeyen ve bizi tanımayan bir âmâ değil mi? Rasululah (sav):
- O âmâ peki yâ ikiniz? Sizler onu görüyor değil misiniz? ” buyurdu (6)
Bir düşünün Peygamber (sav) hanımlarının iffetinin kemâlini, kalplerinin temizliğini bildiği halde yaşlı ve âmâ bir ihtiyara karşı tesettüre bürünmelerini ve ona bakmamalarını istiyor. Güzelliği gitmiş, yaşı ilerlemiş gözleri kör ve her türlü dünya zevkinden uzak bir ihtiyara karşı peygamber (sav)’in böylesine ihtimam göstermesi yüce Allah’ın emrine bağlılık içindir. (7)
“Evlerinizde oturun, ilk cahiliyye kadınlarının kırıtarak sokakta dolaştığı gibi dolaşmayın, ” (8)
“Bu ayet Rasulullah (sav) in hanımlarının kalbinden başkalarını düşünmeyi silmeye yönelik olduğu gibi, fitne ve günahtan korunmuşum. kendime sahibim diyenlerin bu bozuk fikirlerini red etmek içindir. Çünkü insan fıtratı devam ettiği sürece iki cins birbirine karşı emin olamaz. (9)
Nitekim Yusuf (a.s.) :
“Ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü her nefis kötülüğü emreder. ” (10) diyor ve kendisinin nefse uyarak kötülük yapmamasını “Rabbimin acıması müstesna” diyerek Cenâb-ı Hakkın korumasına bağlıyor.
İmam Kurtubi bu âyetin tefsirinde diyor ki:
“Allah’ın Peygamberi dahi nefsinin temiz olmasını kerih gördüğü için “nefsimi temize çıkarmıyorum” (11) dedi. Çünkü nefsi temize çıkarmak zemmedilmiş, hoş karşılanmamıştır.” (12)
Şimdi burada durup iyice düşünmek lazımdır. Bir Peygamber kendi nefsinin temiz olduğunu, kadınlarda haşır-neşir olmasının kalbini bozmayacağını söyleyemiyor. Yüce Allah’ın koruması, kollaması olmasa, nefsiyle başbaşa kalsa nefsinin istediğini yaptırabileceğini söylüyor. Ama bir takım insanlar kadınlarla erkekleri aynı mekânda buluşturarak onlara dini telkinlerde bulunuyor. Kadınlarla tokalaşıyor, onlara el öptürüyor, senli, benli konuşuyor. Bunlar İslama uyuyor mu? diye sorulduğunda ise “O nefsini öldürmüş” diyorlar. Halbuki nefsin ölmediğini Yüce Allah peygamberinin lisaniyle bize bildiriyor.
Bu hususta en açık âyet ise Nur sûresi 31. âyettir
“Zinetlerini göstermesinler” (13) âyeti mü’min hanımların zinetlerini ve zinet yerlerini ve güzelliklerini yabancı erkeklere göstermelerini kesin bir emirle yasaklıyor.
Yine bu hususla ilgili olarak Hz. Ali (r.a.) dan rivayet edilen çok açık bir hadis-i şerif vardır.
Hz. Muhammed (sav) Efendimiz Veda Haccı sırasında amca oğlu İbni Abbas (r.a.)ı arkasına gözetleyici ve koruyucu olarak bıraktı. Hasem kabilesinden güzel bir câriye Rasulullah (sav) den fetva sormak için gelince Peygamber (sav) cariyeye bakmaması için İbni Abbas (r.a.) ın boynunu çevirdi.
Abbas (r.a.)
- Ey Allah’ın Rasulü amca oğlunun boyununu mu çeviriyorsun? ‘deyince
Rasulullah;
- Bir genç delikanlı ve bir genç kız gördüm. Bu ikisine şeytandan emin olamadım” dedi. (14)
“Şimdi düşünün hac ibadeti için gelen insanların birbirine bakmalarının fitneye ve yakıcı şeytanın vesvesesine vesile olmasından emin olunamıyor. Peki kör, entrikacı, cahil ve dine görünüşte inandığını söyleyen ve günahsızlık iddiasında bulunanların durumunu? Bunlar yaşlı ihtiyar aldatmacasıyla genç kızları toplayıp onlardan cemaat oluşturuyorl
büyük bir belâ ve şeriata karşı işlenmiş bir cinayettir.” (15)
Hiç kimse nefsinden emin olamaz. Çünkü insan fıtratı her iki cinsin birbirine karşı ilgi duymasını gerekli kılıyor. Eğer haramdan sakınma olmazsa, insanlar gözlerini sakındırmazsa kendinden emin olmak mümkün değildir. Nitekim Peygamber (sav) in Hz. Ali (r.a.) ı uyarması bu hususu en güzel şekilde açıklıyor:
“Peygamber (sav) bir gün Hz. Ali (r.a.) a şöyle dedi:
- Ey Ali muhakkak ki cennette senin için bir köşk vardır. Bir bakışa ikincisini ekleme. Birincisi senin için mubahtır. Fakat başkaca bakma hakkın yoktur.” (16)
Bu hadiste geçen birinci bakıştan maksat hiçbir kast olmaksızın ansızın göze görünendir. Bunda herhangi bir günah yoktur. Eğer bu ansızın göz çarpmasının akabinde kadının cazibesi, güzelliği etkiler de tekrar bakılırsa işte bu bakış günahtır, yasaktır. (17)
Cerir b. Abdullah El- Cebeli (r.a.) anlatıyor:
“Rasulullah (sav) e ansızın bakış nedir diye sordum. Bana dedi ki:
- “Bakışını çevir” (18) yani ikinci kez bakma. Çünkü fitne ve şehvetten emin olamazsın. (19)
Rasulullah (sav) kadınlı erkekli karma toplantıları yasakladığı gibi bir kadının,
başka bir kadını kocasına anlatmasını da yasaklamıştır.
Peygamber (sav) şöyle buyuruyor:
“Bir kadın, diğer bir kadını sanki görüyormuş gibi kocasına anlatmasın.” (20)
Yabancı bir kadının tasvir edilmesi ona bakma yerine geçer. Kocanın ona ilgi duymasını sağlar. Rasulullah (sav) ihtiyati bir tedbir olarak böyle davranmayı yasaklamıştır.
Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor: Rasulullah (sav) buyurdu ki:
- Gözlerin zinası bakmaktır,
- Dilin zinası konuşmaktır,
- Elin zinası dokunmaktır, her nefis arzu eder ve iştahlanır. Ferc ise ya yalanlar ya da doğrular. (21)
İmam Nevevi (rh) bu hadisin şerhinde şunları söylüyor:
”Burada mecazi bir zina vardır. Bu zina yâ haram bakışla, yahut zinaya götürecek şeyleri dinlemekle, yahut yabancı birisine dokunmak yada öpmekle, yahut ayaklarla zina etmek için yürümekle, yahut yabancılarla haram olan konuşmalar yapmakla, yahut kalp ile düşünmekle işlenir, işte bütün bunlar mecazi zinanın çeşitleridir.” (22)
Yine harama bakmakla ilgili olarak Rasulullah sav şöyle buyuruyor:
“(Harama) bakmak İblis’in atılmış oklarından bir oktur.” (23)
Bu hadisin manası kadının erkeğe, erkeğin kadına bakması düşmanın nefse ve kalbe attığı bir oktur. Hem dünyasını hem de ahiretini harap eder, tıpkı ok gibi. Okun ucu vücudun dışını yaralayıp deler, diğer kısmı da içini parçalar. (24)
(1) Nur, 31
(2) El-Âmiri, Ahkâmun’ Nazar, 262; Tahkiki Muhammed Fazl b. Abdulaziz
(3) Nur, 31
(4) Kurtubi, Tefsir, XII/226; El-âmiri. a.g.e. 262 (dipnottan)
(5) El-Amiri, a.g.e. 262
(6) Ebu Dâvud, Sünen, Libas, 4112; Tirmizi, Edeb, 1778; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/296
(7) El-Amiri, a.g.e. 263
(8) Ahzab, 33
(9) El-Âmiri, Ahkâmu’n-Nazar, 263
(10) Yusuf, 53
(11) Yusuf. 53
(12) Kurtubi, IX/210; El-âmiri, a.g.e. 263
(13) Nur, 31
(14) Tirmizi, Hacc, 885; Ebu Dâvud, Menâsik, 1935; İbn Mâce, Menâsik, 3044
(15) El-Âmiri, a.g.e. 265
(16) Tirmizi, Edeb, 2777; Ebu Dâvud, Nikâh, 2149; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/353, 357; Deylemî, Müsned, 8312
(17) El-Âmir, a.g.e. 266
(18) Müslim, Edeb, 11/159; Ebu Dâvud, Nikâh, 2148; Tirmizi, Edeb, 2776 Ahmed b. Hanbel, Müsned, İV/361; Teyalisi, Müsned, 93
(19) El-Âmiri, a.g.e. 266
(20) Buhari, Nikâh, VI/160; Ebu Dâvud, Nikâh, 2150; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/380; Teyalisi, Müsned,
Imam-ı Gazali’den Gençlere Hayatî Öğütler
Asıl adı Ebû Hâmid Muhammed olan İmam-ı Gazali Hazretleri Horasan
bölgesinde Tus şehrinin Gazale köyünde 1058 yılında dünyaya geldi. 1111
yılında ise dünyaya veda eyledi. İslâm dünyasında Hüccetü’l-İslâm
(İslâmın ispatlayıcısı) olarak tanınan İmam-ı Gazâlî Selçuklu döneminde
yaşamış İslama yönelen hücumlara dine yapılan taarruzlara karşı
müdafaalarda bulunmuş dinin anlaşılması için tartışmaya açılmış olan
meselelere çözümler getirmiş bir müceddiddir dinin yenileyicisidir.İmam-ı Gazalî’nin İslâm eğitim ve ahlâkı üzerinde getirmiş olduğu yenilik İslâmın özünden uzaklaşma yoluna girmiş olan Müslümanları ahlâkî eğitime tabi tutmuştur. En mühim eseri olan İhyâu Ulûmi’d-Din başta iman ve ibadet olmak üzere ahlâk sahasında çok ciddî bir hizmet görmüş dokuz asırdır tazeliğinden bir şey kaybetmemiştir.
İmâm-ı Gazalî’yi halka tanıtan hacımca küçük fakat tesiri bakımından büyük olan eseri Eyyühe’l-Veled olarak bilinen ve dilimizde Ey Oğul şeklinde bilinen eseridir.
Gazali üzerinde çalıştığımız “Ey oğul”un pîri ve üstadıdır. Bu alanda yapılmış olan çalışmanın ilki ve en mükemmelidir. Diğer çalışmalar büyük ölçüde bu kitabın üzerine bina edilmiştir.
Birçok dünya diline çevrilen UNESCO tarafından da yayınlanan Ey Oğul batıda ve doğuda okuma rekoru kıran bir eserdir. “Müslümanın yirmi dört saati” demek olan bu kitap ayrıca bir öğüt ve nasihatler bütünüdür.
Bu çeşit çalışmaların tamamında olduğu gibi İmam-ı Gazalî’nin bu eserinin baş kısmında iman ve İslâmın esasları ile birlikte ibadet konulan işlenmektedir. Ancak biz sadece ahlâkî bölümleri ve insan eğitimine yönelik kısımları aldık.
Allah’tan kork
Ey oğul!
Allah’tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nisbette kaçın. Allah’ın saadete uzanan yolundan ayrılma. Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki yaşayışın sıhhat bulsun gözlerin aydın olsun.
Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah’tan gizli ve kapalı değildir.
Babana itaat et
Ey oğul!
Senin hayatını renk katmak için güzel belgeler koydum. Onları korur ve dediklerime kulak verir günlük yaşayışını ona uydurursan hükümdarların gözleri ve gönülleri sana karşı ilgiyle dolup taşacaktır.
O halde şu anda da bundan sonra da babana itaat et.
Boş sözden uzak dur
Ey oğul!
Aklının hemen kabul etmeyeceği şeyi söyleme. Lüzumsuz lâftan çok gülmekten şaka ve alaya almaktan din kardeşinle tartışmaktan sakın.
Böyle yapmak saygıdeğerliği götürür kin ve düşmanlık kapılan açar.
Ağırbaşlı ol
Ey oğul!
Ağırbaşlı terbiyeli saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina göster. Ancak böyle yaparken gurura kapılma. Sonra senden bu sıfatla söz edilir.
Halka tepeden bakma. Sonra senden bu sıfatla bahsedilir.
Herkese hoşnut davran
Ey oğul!
Dostuna da düşmanına da hoşnutluk göster.
Başkasına eza ve cefa etmekten kendini alıkoy ve bunu onlardan korkup ürktüğün için de yapma. Sadece iyi bir huy olduğunu düşünerek öyle davran.
Ortayolu tut
Ey oğul!
Bütün işlerinde ortayolu tut. Çünkü işlerin en hayırlısı orta yoldur. Az konuş. Karşılaştığın her Müslümana selâm ver.
Yürüyüşüne dikkat et
Ey oğul!
Ölçülü adımlarla yürü ayaklarını yerde sürükleyerek yürüme. Sağa sola baka baka yürüme.
Etrafı rahatsız ederek başını şunun bunun kapısına doğru döndürme.
Toplantılarda şunlara dikkat et
Ey oğul!
1. Uğradığın bir toplantıda yer alanların üzerine dikilip durma.
2. Sokak ve caddeleri meclis gibi kullanma.
3. Dükkânları sohbet yeri olarak seçme.
4. Fikrî tartışmada kendini haklı çıkarmak için inat gösterme.
5. Edep ve terbiyesini yitirmiş patavatsız kimselerle tartışma. Bir hüküm verirken “şahsî görüşümdür” de.
6. Birşeyi veya bir adamı överken aşırıya gitme.
7. Bir mecliste oturmak istediğin zaman bağdaş kurup otur.
8. Sakın parmak çatlatma
9. Sakalınla oynama
10. Yüzüğünle meşgul olma.
11. Oturduğun bir yerde bulunduğun bir toplulukta dişlerini kürdan ve benzeri şeylerle temizlemeye kalkışma.
12. Burnunla oynama
13. Parmağını burnuna sokma.
14. Yüzüne sinek konarsa yavaşça onu kovmayı ihmal etme.
15. Esnememeye dikkat et.
16. Halkın seni hafife alacağı söz ve davranıştan sakın.
17. Bulunduğun topluluk yol gösterici olsun.
18. Sözlerin çok kıymetli bir nesne gibi paylaşılsın.
19. Güzel sözlere kulak ver.
20. Konuşulan bir sözün tekrar edilmesini isteme. Bu onu dinlemediğini gösterir.
Şu kadından uzak dur
Ey oğul!
Huysuz ve karaktersiz kadından sakın. Çünkü böylesinin dili kocası üzerinde çirkin ve ağırdır. Dünyaya çocuk getirmesi yüzündeki haya perdesini açmıştır. Artık ne ev halkından utanır ne de konu komşusundan.
Böyle kadınlar ne dünyaya yararlar ne de âhirete. Bunlar ülfet ve sohbet edilmeye lâyık değildirler.
Böylelerinin gizli hali olmaz. Aile sırrını sokağa dökerler. İyilik ve hayrı çoktan yere gömmüşlerdir.
Asık suratlı olarak sabahlar akşam nerede olduğu bilinmez.
Onun sunduğu bir yudum su şerdir zehirdir. Yemeği öfke konuşması maskedir. Evi perişan elbisesi kir ve pastır. Yılan gibi sokar akrep gibi ısırır.
Kocası evet dese o hayır der. Böylesi kadınlardan uzak dur.
Kadınların bir kısmı da geri zekâlı ve hantaldır. Ağır canlı ve kıt anlayışlıdır. Kocasını sever kazancına razı olur; fakat güneş doğup yükseldiği halde hâlâ sesi duyulmaz. Yemekleri bayat kapları kirli ve paslıdır.
Şu kadınla da hayatını kur
Ey oğul
Kadınların bir kısmı da sevimli ve merhametlidir. Bereketli ve feyizlidir. Soylu çocuk doğurur.
Kendisine her zaman güvenilir. Komşuları arasında itibarlıdır.
Aile sırlarım korur kimsenin yanında açmaz.
Cömerttir eli açıktır. Bağırıp çağırmaz alçak sesle konuşur.
Evi ter temizdir. Çocukları çiçek gibi gönül alıcıdır. Hayrı süreklidir. Kocası da o nisbette yumuşak huyludur.
Namus onun şiarı terbiye değişmez vasfıdır.
Fırsatları kaçırma
Ey oğul!
Fayda sağlayacak fırsatları kaçırma. Muhtaç olduğun şeylere iyice sahip çık. Görülmesini acele ettiğin işlerinde dikkatini başka taraflara dağıtma.
İçinde bulunduğun toplumun âdet ve geleneklerine saygılı ol.
Âhirette seni rüsvay edecek çirkin âdet ve geleneklerden sakın.
Birşeyin neticesini iyice düşünüp hesaba katmadan yapmakta acele etme.
Soysuz adamlarla tartışma
Ey oğul!
Soysuz adamlarla tartışma. Sonra onun kötü arzularını kendine çekmiş olursun.
Namus ve şerefini koruyan insanlara herkes izzet ve ikramda bulunur. Böyle kimseler halk tarafından itibar görür. Hakkı bilmek doğruluktan gelen bir fazilettir.
Kendini zavallı ve fakir göstermeye çalışan kimse hakarete uğrar.
Az kelime ile çok şey anlat
Ey oğul!
Bir meseleyi yazarken gereksiz kelime kullanma. Az kelimeyle çok şey anlatmaya çalış.
Sonu gelmeyecek arzular peşinde koşmak sapıklıktır.
Başkasını kınayan ve hep kusur söyleyen adamın dostu olmaz.
Din süslerin en güzelidir.
Kuru gürültü boş yere vakit harcamaktır.
Sarhoşluk insanlıktan uzaklaşıp şeytanlaşmaktır.
Yapılan bir akdi bozan kimse sırtına bir kin yüklenmiş olur.
Yumuşak söz büyüklerin ahlâkındandır.
Evlenmek istediğin kızı iyi seç
Ey oğul!
İnsanın hanımı huzur ve sükûnet kaynağıdır. Bir kızla evlenmek istediğinde ailesini iyice araştır ve öğren. Çünkü temiz ve asil bir aile tatlı meyveler yetiştirir.
Bilmiş ol ki kadınlar parmaklarımız kadar birbirinden farklıdırlar.
Şirret ve karaktersiz kadından sakın. Onların dış görünüşlerine aldanma böyleleri kocasına karşı kaba ve hırçındır.
Kocası kendisine saygılı olduğu zaman bunu bir üstünlük sanar. Hiçbir iyiliğe karşı teşekkür etmesini bilmez. Az şeye de hiç kanaat etmez.
Dostunu iyi seç
Ey oğul!
İki çeşit dost ve kardeş vardır. Birisi başına bir bela geldiği zaman seni korur; diğeri de mutluluk ve ikbal günlerinde senin dostundur.
Belâ gelip ikbalden düştüğünde dostluk yüzünü gösteren kardeşi hakiki kardeş ve dost bil ve dostluğunu korumaya çalış.
Saadet günlerindeki dosta pek güvenme. Sıkıntılı günlerinde dostluk bağını uzatmıyorsa onu düşmanların düşmanı bil.
İnsanları iyi tanı
Ey oğul!
Heveslerine ve nefsine uyan aşağılık çukuruna yuvarlanır. Zarif görünümlü insanlar fazla ilgini çekmesin dış görünüşe pek aldanma. Çünkü insan kalbiyle düşüncesiyle ve diliyle adamdır kıyafetiyle değil.
Benzi sarı zayıf kimseleri hor görme. Çünkü insan iki küçük et parçasıyla ölçülür: Kalbi ve dili. Öyleyse insanların bu iki değerinden faydalanmaya çalış; gerisi et kan ve kemiktir.
Fitneden sakın
Ey oğul!
Düşman ülkesinde de olsan fitne ve fesat çıkarmaktan sakın.
Kendinden aşağı kimselere karşı çoluk çocuğunu şeref ve itibarını yaygı yapma.
Malını kendinden fazla kıymetli ve üstün tutma.
Fazla konuşma
Ey oğul!
Fazla konuşma. Sonra bulunduğun toplulukta taşınması güç bir yük olursun.
Seninle beraber oturana karşı alicenap davran. Yanına oturmak isteyene güzel nazik hareket et.
Başkasının gözüne dikkatle bakıp durma.
Fazla lügat parçalayıp yaldızlı söz söyleme. Çünkü bu sözlerin dış görünüşü belki güzel sayılabilir fakat gerçekte güzel değildir.
Kendinden fazla söz etme
Ey oğul!
Çocuğunu çok beğendiğini başkalarına anlatma.
Hizmetçinin çok hünerli olduğundan başkalarına söz etme.
Atından ve kılıcından bahsetme.
Gördüğün rüyaları her yerde anlatmaya kalkışma. Çünkü gördüğün rüyadan sevinç duyduğunu belirttiğin zaman beyinsiz ve seviyesiz insanlar bu konuda seni rahatsız etmeye başlarlar.
Kişiliğini korumak için şunlara dikkat et
Ey oğul!
1. Saçını sakalını tarayıp öyle sokağa çık.
2. Beyaz kılları koparmaya kalkma.
3. Lüzumundan fazla güzel kokulu şeyler sürünme.
4. Bir ihtiyacını dile getirirken üzerinde ısrarla durma.
5. Birtakım arzularının yerine gelmesi için küçülme.
6. Servetinin tam listesini mevcut paranın tam rakamım çoluk çocuğuna verme. Çünkü bunlar onu az görecek olurlarsa kendilerini zayıf sanarlar. Çok görecek olurlarsa yaşayışlarında değişiklik yapmak isterler. Onları hırpalamadan belli ölçüde idare etmeye çalış.
Tartışmada şunlara dikkat et
Ey oğul!
1. Birisiyle tartışırken vakar ve efendiliğini elden bırakma.
2. Bilgisizliğini ortaya koyma. Bu konuda aceleci olma.
3. Delillerini getirirken çok iyi düşün.
4. Tartıştığın kimseyle aranda hakem olarak yumuşak huyunu gör.
5. Elinle ve parmağınla fazla işarette bulunma.
6. Fazla heyecanlanıp yüzün turp gibi olmasın.
7. Şakakların terlemesin.
8. Karşındaki adam sana ölçüsüz davranır küstahlıkta bulunursa sen de nezih ve ağırbaşlı davran.
9. Seni kızdıracak olursa yine ölçülü konuşmaya çalış kendi şerefini düşün.
Hükümdarla görüşmede şunlara dikkat et
Ey oğul!
1. Devrin hükümdarı sana yakınlık gösterirse onunla mızrak ucunda bulunduğunu hesapla.
2. Hiçbir zaman onu bu yakınlığından cesaret alıp haddini aşma ve kendini güven içinde hissetme.
3. Son derece efendi ve yumuşak davran.
4. İlâhî hükümlerden biri zedelenmedikçe hükümdarın hoşuna gidecek şekilde konuş.
5. Onun sana lütufları seni ölçüsüzlüğe sürüklemesin.
6. Sakın hükümdarla yakını arasına girme. Ancak iyilik ve hayırlı işlerde gir. Çünkü hükümdarla yakınları arasına giren kişinin düşüşü çok ani ve sür’atli olur.
Konuşurken şu noktalara dikkat et
Ey oğul!
1. Söz verdiğinde onu mümkün olduğu ölçüde yerine getir.
2. Konuştuğunda ancak doğruyu söyle.
3. Sağırlara seslenir gibi konuşma.
4. Dilsizlere hitap eder gibi sesini kısma.
5. Makbul söz söyle güzel konuşmaya çalış.
6. Seni dinleyenin olduğu takdirde konuş.
7. İlgi duyulmayan yerde konuşma.
8. Halkın kabul etmeyeceği ve garip karşılayacağı olaylardan söz etme.
9. Bazı sözleri devamlı olarak tekarlayıp durma: “Yani ondan sonra evet evet evet hayır hayır hayır” ve benzeri gibi…
Büyüklerin sofrasında dikkatli ol
Ey oğul!
Büyüklerle bir sofraya oturduğun zaman fazla su isteme. Etin kemiği ile fazla meşgul olma. Hiçbir yemeği ayıplama ve sofradaki hiçbir yiyeceği küçümseme. Sonra sofra sahibini üzmüş olursun.
Gözü aç ve savurgan olma
Ey oğul!
Kendini iyice sıkıntıya sokmuş bir miskin gibi gözü aç; mal kıymeti bilmeyen ilerisini görmeyen bir sefih gibi savurgan olma. Sana ait hakları belirle. Dostuna saygılı düşmanına insaflı ol.
Nimetlere şükret
Ey oğul!
Allah’ın verdiği nimete dâima şükret.
Musa Aleyhisselâm münacatında “Yâ Rabbi! Âdemoğullarına el ayak göz kulak ve sair birçok nimetler verdin. Âdemoğulları bu nimetlerin şükrünü nasıl îfa edebilir?” diye sordu.
Cenab-ı Hak ona şöyle buyurdu:
“Yâ Musa! Verdiğim nimeti Benden bilip kendi işinden ve çalışmasından bilmeyen kulum ona verdiğim nimetin şükrünü eda etmiş olur. Verdiğim nimetleri kendinden ve çalışmalarından bilip Benden bilmeyen kulum da nimetin şükrünü eda etmemiş olur. Kula lâyık olan gece ve gündüz Bana teşbih ve hamd etmektir.”
Fakirlere ihsan et
Ey oğul!
Cenab-ı Hakkın ihsan buyurduğu nimetten fakirleri ve muhtaçları hissedar etmek şükürdür. Eğer kapına bir fakir gelirse onun kalbini hoş et öyle gönder.
Sadakayı gizli ver
Ey oğul!
Sadaka verirken gizli vermek kendine bir musibet geldiğinde bağırıp çağırmayarak yaygara yapmayarak gizlemek gerekir.
Bir günah işlediğinde ceza gelmeden hemen tevbe et. Sadaka vermek sıddıklar nişanıdır. Onlar sıddıklar zümresindendir.
Tamahkâr olma
Ey oğul!
Tamahkâr olma. Kalbin katı ve kara olur. Çok mal arttırmak için hasislik etme.
Salih insanların sohbetinde bulun
Ey oğul!
Âlimlerin ve sâlih insanların sohbet ve meclisinde bulunmayı elden bırakma. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Bir kimse ulema ve sâlihlerin meclis ve sohbetine giderse. Cenab-ı Hak o kimsenin herbir adımına karşılık kabul olunmuş bir hac sevabı ihsan eder.”
Âlim ve sâlih zatlar Allah’ın dostlarıdır. Onları ziyaret edenin sevabı Allah’ın evini ziyaret edenin sevabı gibidir.
Dargınları barıştır
Ey oğul!
Dargın ve küsülü olanları barıştır ki sen de yarın Kıyamet gününde mesrur ve şad olasın.
Musa Aleyhisselâm münacatında “Yâ Rabbi! Küsülü iki kişiyi barıştırana ne ecir verirsin? Senin rızanı kazanmak için halka zulmetmeyenlere nasıl bir mükâfat verirsin?” diye sordu.
Hak Teâlâ şöyle buyurdu:
“Ben de yarın Kıyamet gününde ona selâmet verip korktuğundan emin ederim.”
Merhametli ol
Ey oğul!
Cenab-ı Hak şefkati ve merhameti sebebiyle Musa Aleyhisselâma peygamberlik verdi. Ey oğul! Sen de şefkat ve merhameti elden bırakma ki merteben yüce olsun.
Yeryüzünde olan mahlukata merhamet eyle. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
“Yâ Ebâ Hüreyre! Yeryüzünde olan mahlukata merhar met eylersen Allah da sana merhamet eder.”
Anne-babanın rızasını al
Ey oğul!
Anne-baban yaşlanınca elinden geldiği kadar onlara yardım et. Çünkü ebeveynin sen küçükken türlü türlü zahmetini çektiler. Devamlı onların hayır duasını al. Beddua ederlerse dünyan da âhiretin de yıkılır. Anne-babanın rızası Allah’ın rızasıdır. Onların öfkelenmesi Allah’ın gazabıdır.
Resul-i Kibriya Efendimiz (a.s.m.) “Cennet onların ayağı altındadır” buyurmuştur.
Bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Anne-babasına iyilik edenin onların gönlünü alanın ömrü bereketli ve uzun olur. Yarın kıyamette azap görmez.”
Yakın akrabalarına iyilikte bulun
Ey oğul!
Amcan ve halan baban hükmündedir teyzen ve dayın da ana hükmündedir. Onlara anne-babana ettiğin hürmet gibi hürmet et. Hayır dualarını almaya çalış sakın ihmal etme.
Âmâ akrabana iyilik et
Ey oğul!
Senin evindeki bereket direği rahmetin vesilesi sana gelecek musibetlerin gidericisi evindeki yaşlı âmâ akra-bandır. “İdare edemiyorum geçimim dardır” deme. Onların vesilesiyle gelen bereket olmasaydı geçimin daha da darlaşacaktı.
Hocana hürmet et
Ey oğul!
Hocana tazim ve hürmet et. Çünkü hoca hakkı ana-baba hakkından fazladır. Ana-baban dünyanı mamur ederken hocan âhiretini mamur eder. Onun içindir ki hocaya hürmet ana-babaya hürmetten efdaldir.
Hocanı gördüğün zaman elini öp hürmet et diz çöküp edeple otur. Senden bir isteği olursa kendi işini bırak önce onun işini gör.
Eğer fakir ise elinden geldiği kadar yardım ederek hayır duasını al. Çünkü hocanın talebesine duası ana-babanın evladına duası gibidir.
Kardeşinin ayıbını gizle
Ey oğul!
Mü’min kardeşinin bir ayıp ve kusurunu görürsen onu gizle ifşa edip yayma.
Resul-i Ekrem (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
“Kim bir mü’min kardeşinin kusurunu görür de halkın yânında onu rüsvay etmezse Allahü Taâla Kıyamet gününde onun ayıplarını örter mahşerde halkın huzurunda rüsvay etmez.”
Hayırlı işlerde devamlı ol
Ey oğul!
Hayırlı amellerinde sebat et ve işlemede devamlı ol. Birgün yapıp birgün terk etme.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur: “Allah katında en sevgili amel daimi yapılan ameldir. Daimî yapılan amel kişiyi maksuduna ulaştırır.”
Anne babana karşı gelme
Ey oğul!
Anne-babana karşı gelme. Gönüllerini kırma. Kalblerini incitme.
Bir kimseden anne-babası razı olmazsa o kimse için Cehennemden iki kapı açılır.
Bir kimsenin anne-babası zâlim olsa bile onlara karşı âsi olmamalıdır.
Cenab-ı Hak Musa Aleyhisselâma şöyle buyurmuştur: “Ya Musa bil ki günahların içinde bir günah vardır ki mizanda en ağır o gelir. O da anne-babası çağırdığı zaman çocuğun onlara ‘efendim’ deyip cevap vermemesidir.
Anne babanı darıltma
Ey oğul!
Anne-baban sana darılırsa sen onlara karşı gelme. Bir köle efendisine nasıl hürmet ve itaat ederse sen de ana-baban bir iş buyururlarsa o işi çabucak yap ki sana beddua etmesinler. Eğer sana darılırlarsa onlara karşı kafa tutma. Ellerini öpüp hiddetlerini teskin et
İzzet-i nefsini koru
Ey oğul!
Fakirlere karşı mütevazi ol. Zenginlere karşı zillet gösterme. İzzet-i nefsini koru.
Kimseyi incitme
Ey oğul!
Âhirette selâmet istersen kimseyi incitme. Bir çocuk görünce “Bu günâh işlememiş masumdur. Ben günahkârım bu benden üstündür” de. Kendinden yaşlı birisini gördüğün zaman da “Bu benden çok ibadet etmiştir. Benden efdaldir” de.
Kendini herkesten aşağı gör
Ey oğul!
Cahil birisini görürsen “Bu bilmeyerek günah işler ben ise bile bile günah işlerim bu benden efdaldir” de.
Bir fakiri görürsen “Bu imân ve saadetle gider. Ben ise nasıl gideceğimi bilmiyorum. Bu benden efdaldir” diye düşün.
Eğer bu şekilde kendini herkesten aşağı görmezsen Allah katında yüce olamazsın.
Mü’min kardeşini sevindir
Ey oğul!
Mü’min kardeşini sevindir. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse dünyada bir mü’min kardeşim sevindirirse Cenab-ı Hak kıyamet gününde onun kalbini ferahlatır.”
Başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse bir çocuğu sevindirirse Allah onu şirkten başka bütün geçmiş günahlarını bağışlar.”
Mü’min kardeşinin ihtiyacını gör
Ey oğul!
Elinden geldiği kadar mü’min kardeşinin ihtiyacını gör.
Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:
“Kim dünyada bir mü’min kardeşinin ihtiyacını giderirse Cenab-ı Hak on’u dünyada altmışı da âhirette olmak üzere yetmiş ihtiyacını giderir.”
Küçük ve büyük kardeşine güzelce davran
Ey oğul!
Eğer kardeşin senden küçük ise ona edep ve terbiyeyi öğret. Okut ve tahsil yapmasını temin et. Tatlı sözlerle öğüt ver fena hallere düşmesine mâni ol.
Şayet kardeşin senden büyükse ona saygı ve hürmet göster sözünü dinle anlattıklarına kulak ver. Âhiret kardeşine ise tazimde kusur etme. Senden bir haceti varsa çabuk yerine getir. Çünkü ana-baba bir kardeşten âhiret kardeşin daha hayırlıdır.
Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
“Birbirleriyle Allah için âhiret kardeşi olanlara Cenab-ı Hak âhirette bir derece ihsan eder ki hiçbir amelle o manevî dereceye erişilemez.”
Eğer âhiret kardeşin uzakta ise ara sıra ziyaret et ihmal etme.
Oğlunu ve kızını iyi yetiştir
Ey oğul!
. Oğluna ve kızına küçükken edep ve terbiye öğret. Onları iyi yetiştir. Büyüdükleri zaman öğretmen güç olur. Hanımının ve çocuklarının bir suçu olursa bağışla.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:
“Çocuklarınızın hanımınızın ve hizmetçinizin suçunu bağışlayınız.”
Küçüklerin kabahatim affetmek büyüklerin şanıdır.
En efdal sadaka ehline evladına ve hizmetçisine verdiğin sadakadır. Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:
“Bir kimse hanımına çocuklarına ve hizmetçisine gönlünün istediği yemeği yedirirse Allah Taalâ ona bin derece ihsan eder.”
Oğlunu yabancı kadınlarla ülfet ettirme. Yedi yaşında namazı dokuz yaşında orucu öğret. Günah ve haram olan şeyleri bellet.
Misafire ikram et
Ey oğul!
Evine misafir gelirse kapıda karşıla selâmını al. İzzet ve ikram ile “Hoş geldiniz safa geldiniz” diyerek önlerine düş.
Odada üst başa oturt. Sen de aşağıya otur. Yemek vaktinden önce gelmişse yemek çıkar. Yemek vaktinden sonra gelmişlerse tatlı birşey ikram et.
Kalkıp giderken “Rahatsız oldunuz özür dilerim” diyerek kapıya kadar uğurla.
Gece kalmak için akşam üstü gelen misafire de bu şekilde ikram et yemek yedirdikten sonra gece fazla oturma. Belki misafir yorgundur. Münasip bir yere yatağını yap yanına su koy tuvaleti de göster. “Allah rahatlık versin” diyerek kendi odana çekil. Sabah olunca kahvaltı çıkar. Eğer kalıcı misafir ise kalıncaya kadar gönlünü hoş tut. Gideceği vakit yemek yedirmeden bırakma. Belli bir yere kadar yolcu et “Allah selamet versin” diye dua et.
Yiyip içerken şunlara dikkat et
Ey oğul!
1. Sofraya oturmadan önce ellerini yıka.
2. Sağ dizini dikip sol dizinin üzerine otur.
3. Tabağın ortasından değil kendi önünden ye.
4. Sofrada sağa sola eğilerek yanındakileri rahatsız etme.
5. Ağzında lokma varken konuşma.
6. Ağzındaki lokmayı kimseye gösterme.
7. Etrafına çok bakma.
8. Ekmeği ısırıp yemeğe batırma.
9. Vücudunun rahatını istersen az ye ve az iç.
10. Sofradan kalkınca da az su iç.
11. Cemaat içinde sümkürüp tükürme.
12. Su içerken acele ile bardağı dikerek hort hort içme. Vücuda zarardır. Yavaş yavaş arada nefes alarak iç.
13. Ayakta su içme. Sıhhate zarardır.
14. Bir kimse su isterken sen de isteme.
15. Terli iken su içme.
16. Gece uyanıp su içmek doğru değildir.
17. Eğer çok susamışsan önce ağzını çalkala sonra az iç.
Çarşı pazarda şunlara dikkat et
Ey oğul!
1. Çarşı pazarda yürürken kimseye omuz vurma incitme.
2. Kimse ile alay etme.
3. Meydanda yere sümkürme ve tükürme.
4. Elle çekişip kavga etme.
5. Sattığı şeyi geri getirirlerse al.
6. Yalan söyleme
7. Kimseyi aldatma.
8. Dükkânını erken aç geç kapa ve kaparken Besmele çek ve “La havle velâ kuvvete illâ billahi”l-aliyyilazîm”i oku.
9. Halkla tatlı konuş.
10. Yenecek birşey alırken sahibinin izni olmadan alıp tatma.
11. Aldığın yiyeceği evine açıktan götürme. “O nedir?” diyene tattır.
Arkadaşlık hukukuna riayet et
Ey oğul!
Bir kimseyle yol arkadaşlığı yaparsan onun ayağınca yürü hızlı yürüme.
Öteye beriye sapma.
Yol arkadaşını bırakıp da bir tarafa savuşma. Bir işle meşgul olup da bekletme.
Arkadaşlık hakkını ve onun alışkanlıklarını gözet ki senden hoşnut olsun.
Ondan ayrılacağın vakit helâlleşip veda et ve elini sık.
Hasta ziyaretine git
Ey oğul!
Hastanın halini hatırını sormak görgü kuralıdır.
Hastayı ziyaret ettiğin zaman odasına habersiz girme.
İçeri girerken selâm ver hastanın sağ yanına oturup elini okşa. “Neren ağrıyor hastalığın nedir şimdi nasılsın?” diye sor. “İnşâallah geçer” diye teselli et ve ümitlendir.
Hastanın yanında çok oturma.
İhtiyacı varsa elinden geldiği kadar yardım et.
Eğer hasta ağır ve kendini bilmiyor veya doktor kimse ile görüşmesini yasaklamışsa odasına girme ev halkından haber al veya bir adam gönderip sordur:
Hasta ziyareti insanî bir vazife olduğu gibi sünnettir ve sevabı çoktur.
Cenazeye katıl
Ey oğul!
Akrabandan dostlarından veya memleketin ileri gelenlerinden biri vefat ederse cenazesine katıl.
Cenaze sahibine evlat ve akrabasına orada hazır bulunanlara selâm ver.
Vefat eden fakir ise cenaze masraflarına yardım et. Cenazeyi yaya olarak takip etmek sünnettir. Mazeretin yoksa mezara kadar yaya git.
Cenazeye katılamıyorsan ailesine mektup yazarak başsağlığı bildir.
Cenazede bulunmak ve cenaze namazını kılmak çok büyük sevaptır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


