14 Mayıs 2012 Pazartesi

Bu Dersi Mutlaka Okuyun

Fatih sultan mehmet! sınıfta hiç akıllı durmaz,önünde oturan çocuklara kalem batırır, bağırır çağırır hocası akşemsettin bir şey dediği zaman “Sen bana bişey diyemezsin ben padişahın oğluyum” diye tehdit ederdi.

Akşemsettin artık bu durumdan rahatsız ama bir o kadar da çaresizdi. Padişahın karşısına bu konu hakkında gitmekten haya ediyordu. Padişaha çocuğunu şikayet etmek düşüncesi ona çok ağır geliyordu. Birgün artık herşeyi göze alıp padişahın huzuruna çıktı ve olanları ona sıkılarak anlattı. Padişah durum karşısında bir müddet düşündü ve o müthiş planını Akşemsettin'in kulağına usulca açıkladı. Aman Ya Rabbi! bu ne plandı, mümkün değildi bu planı uygulamak. Akşemsettin plan konusundaki rahatsızlığını padişaha ilettiyse de, padişah onu dinlemedi ve "bu iş olacak" dedi. Ertesi gün yine ders ortamında ve yine fatih sultan mehmet yaramazlık yapıyordu. Akşemsettin'in uyarısına yine aynı tehdit cevabını verdiği sırada padişah ansızın kapıyı açıp içeri girdi.

Bu olay karşısında Akşemsettin hiddetlenerek padişaha bağırdı ve bir tokat atarak, bu şekilde sınıfa giremeyeceğini izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal dışarı çıkmasını istedi.

Padişah mahçup bir şekilde boynunu bükerek özür diledi ve dışarı çıktı. Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet'in nutku tutulmuş ne yapacağını şaşırmıştı. Güvendiği babası tokat yemişti.. Fatih Sultan Mehmet allak bullak olmuştu.

Az sonra kapı vuruldu ve padişah mahçup bir şekilde içeri özür dileyerek girdi. Plan muhteşem işlemişti...

O günden sonra Fatih Sultan Mehmet asla yaramazlık yapmadı. Çünkü güvendiği dağlar kar almıştı artık...

İşte Akşemsettin'in kulağına fısıldanan muhteşem plan ve işte çocuk eğitimi.. işte onlar, işte biz....

Koskoca padişah, sırf çocuğunun terbiyesi için gözünü kırpmadan tokat yemeği göze almıştı...
__________________
" Mâdem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım."

Said Nursî

Akşemsettin (k.s) Hazretlerinin Nasihatlerinden Seçmeler

Akşemsettin (k.s) Hazretlerinin Nasihatlerinden Seçmeler


Ey oğul!

• Her işe besmele ile başla.
• Daima abdestli ve temiz ol.
• Namaz kılmaya önemle devam et. Namazlarında tembellik etme.
• Kaza ve kaderin Hak’tan olduğunu bil.
• Sana ulaşan nimete şükret, belaya sabret; sakın Allahü Teala’ya isyan eyleme.
• Kimseden incinerek sitem etme ve kimse de senden incinmesin. Kimsenin kalbini viran eyleme(yıkma).
• Kardeşine ulaşan nimete asla haset etme.
• Kimseyi kötüleme, yalan ve iftiradan sakın . Kardeşinin kusurlarını görme.
• Ananı ve babanı duadan ihmal etme. Senden büyük kimsenin önünde yürüme.
• Yalnız sefere çıkma.
• Çok uyumak hastalığa sebeptir.
• Gecenin tamamını uyku ile geçirme. Geceleri uyanık ol (namaz ve zikirle meşgul ol), seher vakitlerinde Kuran-ı Kerim oku. Gece, gündüz Allahü Teala’ya dua ve ilticada bulun.

• Allahü Teala’ya daima hamd et, azabından kork. Hep salih kimselerle otur.
• Dünya sultanlarının iltifatıyla sevinme. Dünyanın geçici sevinci seni oyalamasın.
• İhsan ve ikramın bol olsun, sadakayı ihmal etme.
• Sırlarını ifşa eyleme.
• Kendini başkalarına övme, hiçbir şeyinle övünme.
• Bugünden yarının tasasını çekme.
• Na-mahreme sakın bakma, gaflet verir.
• Yere düşen kırıntıyı alıp yemek,kişinin zengin olmasına sebep olur.
• Daima edepli ol, ikram ettiğine de mütevazi ol.
• Dişini tırnağınla kurcalama.
• Evinde örümcek ağı olmasın.
• Elbiseni üzerinde iken dikme.
• Allahü Teala’ya isyandan sakın ki hafızan ve zekan artsın.
• Sahipsiz mala elini uzatma.
• Ölümü aklından hiç çıkarma.
• Salih amel işle.
• Tembel olma.
• Kaderin esiri olduğunu unutma.
• Yaptığını boşa verme, kar ve zararını iyi bil.
• İki kişi arasına girme.
• Gece vakti evi süpürme.
• İyiliği haddinden fazla yap.
• Ahiret endişesini gönülden çıkarma.
• Dünyanın ferah sevindirmesi seni mağrur etmesin.
• Cünüple yemekte bulunmak kişiye keder ve gam verir.
• Kişi başkasının tarağıyla taranmamalıdır.
• Gece gibi sırları gizle.
• Ekmeği ve helvayı soğuk ye.
• Senden yaşlı ve mevkice yüksek olanın önünde yürüme.
• Evini örümcek yuvasına çevirme, temiz tut misafirlerine ve yakınlarına aç.
• Her zaman Cenab-ı Hakk’a hamd ve şükret.
• Yalan söyleme.
• Kimseye iftira etme.
• Kadınlarla beraber olmaktan ve onlarla çok konuşmaktan sakın. Öyle yapan kimseler yakalarını iftiradan kurtaramazlar.

• Kimseyi doğrudan doğruya adıyla çağırma.
• Fazla ilişki, çok koku sürmek ve çok ekşili yemek insanı yıpratır, yorar.
• Sakın elini yüzüne koyup düşünceye dalma.
• Çok uyku yoksulluğa sebeptir.
• Ananı, babanı ve bütün büyüklerini gözet, onları muhtaç bırakma.
• Her zaman iyi kimselerle olmaya çalış.
• Kişiye edep ve terbiye yakışır.
• Cömert ve kerem sahibi olmak gerekir.
• Don ve benzeri giyeceklerini ayakta giyme.
• Dişini dişine sürtme.
• Ömrünün uzun olmasını istersen başkası için kendini yakıp tüketen mum gibi olma.
• Gıybet etme.
• Sana yakın olmayana yaklaşayım diye çalışma.
• Zamanın kıymetini bil.
• Tüccar gibi verdiğini geri alma.
• Kimsenin arkasından çekiştirip, iyi olmayan taraflarını ortaya koyma.
• Aklın varsa kimsenin bulunmadığı tarafa doğru yola çıkma.
• İçin rahat olmasını istersen elini yüzüne koyma bundan çok rahatsız olursun.
• Gece gündüz Allah’a yalvarmaya devam et.
• Allah sevdiği kulun rızkını dünyada kısar, az verir. Çünkü dünya nimetlerinin gönül aynasının pasını siler.
• Gücün yeterse haset kapısını iyice kapat.
• Bakılması yasak olan kimselere bakma.
• Başkalarına sevgi ve saygıda bulun.
• Kimsenin kalbini kırma.
• Dünyanın nimetlerinin bolluğu kişinin itikadını azaltır ve duygusunu köreltir.
• Otururken elbiseyi vücuda sıkıca sarmalama, serbest bırak.
• Sakın ha bir evde yalnız başına yatmayasın.
 
Yokluğunda seni özledik.

Sana değen rüzgarı, seni örten bu­lutu özledik. Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendim.

Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ah­lakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz'anı, fe­raseti, basireti, şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özle­dik. .

İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hür­meti, devleti özledik.
Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz oldu.

Efendim,
Sen kendini 'abduhu ve rasuluhu: O'nun kulu ve elçisi' olarak takdim etmiştin. Sana iman eden bazıları sana hürmet adı altında seni kulluktan 'kurtarıp' melekleştirerek hayattan dışladılar. Bu ifrata karşı başka bazı­ları da tefrite sapıp seni 'güzel örnek' olmaktan çıkarıp bir 'postacı', bir 'ara kablosu' seviyesinde görerek hayattan dışladılar.

Bunların hepsi sana iman ediyor­du. Ama seni hayatımızdan çıkarma­nın ızdırabını çektirdiler bize. Bu işi, göğe çekerek ya da yere sokarak yapmaları sonuçta hiçbir şeyi değiş­tirmedi.


Allah seni 'güzel örnek' olarak gös­terdi. Sen, Kur'an'ın konuşanı, yürü­yeni, hareket edeniydin. Tıpkı bir an­nede spermin insana, bir ağaçta su­yun meyvaya, bir arıda tozun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir ko­yunda samanın süte dönüşmesi gibi, ayetler
sende hayata dönüşüyordu.

Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla 'kitab'ı, kitapları örnek göstermekte direndiler. Öylesi işlerine geliyordu, cansız bir nesneyi ör­nek edinmekle, canlı bir insanı örnek edinmek aynı olur muydu?

Efendim ,
Kitapsızlıktan değil, 'peygambersizlikten' kırıldık. Yokluğumuz pey­gamber yokluğu. Seni hatırlatan, se­ni andıran insanların hasretim çeki­yoruz. Çocuklarımız peygamberi so­runca 'evladım onun ahlakı tıpkı fa­lancanın ahlakı gibiydi' diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar az.

İnsanlık destanıyla yaşıt olan vahiy sürecinde birçok kitapsız peygamber gelmişti de, bir tek 'peygambersiz ki­tap' gelmemişti. Sayemizde yaşlı dünya ona da şahid oldu efendim. Peygambersiz Kitab'a, Muhammed aleyhisselamsız Kur'an'a da şahid ol­du. Şimdi Kur'an mahzun efendim , Kur'an öksüz. Seninle Kur'an'ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla to­humun, anayla evladın arasını ayırır gibi.

Gel de bir bak Efendim, bu maz­lum ümmetin hali pür melaline. Bı­raktığın din tanınmaz hale geldi. Bı­raktığın sitenin harabelerinde bay­kuşlar tünedi.

Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasın.

Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttu.

Bıraktığın kutlu mirası hovarda mi­rasyediler gibi parçalayarak paylaş­tık Efendim . Nebevi mirasın irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fik­rî Boyutuna bir başka hizip, siyasî ve hareketi boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktı. Yüzyıllardır tüm bu hizipler ellerindeki parçanın 'bütü­nün kendisi' olduğunu iddia etmekle ömür tükettiler. 'Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durdu.' Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup 'hak benim' dedik.

Oysa ki Efendim, bazen parçala­nan hakikat hakikat olmaktan çıkar. Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı olan bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilir. Bunu farkedemedik Efendim .

Efendim ,
İsrailoğulları, peygamberlerini kat­lediyorlardı. Biz de senin güzel hatı­ratını, emanetini, adını ve sünnetini katlettik. Seni katlettik

Efendim .
Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılar.

Kimilerimiz içinde sen hiç doğma­dın. Onlar hep senden mahrum yaşa­dılar. Şol mahiler ki derya içreydiler, deryayı bilmediler.

Varlığının kaç bahara bedel oldu­ğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını nasıl duysunlar Efendim ?

Seni çok seviyoruz, seni çok öz­lüyoruz.

Bize kırgın mısın Efendim ?
(Mustafa İslamoğlu)

13 Mayıs 2012 Pazar

Ve Aleyküm Selam

Ve Aleyküm Selam
HERKESİN KENDİSİNE Keloğlan demesine kızan Keloğlan, kırk yaşına bastığı gün:
“Bundan sonra bana kim Keloğlan derse vuracağım!” diye kendi kendine söz verir. Ve bunu, cümle âleme ilan eder.
Keloğlan, sözünde durur. Kendisine ilk “Keloğlan” diyen bir adamı gerçekten vurur. Keloğlan’ı yakalar, karga tulumba kadıya götürürler.
Kadının karşısında, kimse Keloğlan’ı savunmak istemez. Sonunda Nasrettin Hoca, acıyıp Keloğlan’ın savunmasını üstüne alır. Sanık Keloğlan’la birlikte kadının karşısına çıkınca Hoca başlar konuşmaya:
“Efendim, bir aydır gezideydim. Konya ağasının size selamı var.”
Kadı:
“Ve aleyküm selam” der.
“Sonra Afyon’a uğradım. Afyon’un ünlü kaymakçısı Hasan Ustanın da size selamı var.”
“Ve aleyküm selam.”
“İzmir’e gitmiştim. Ali Efe’nin de selamları var.”
“Ve aleyküm selam.”
Nasrettin Hoca her gittiği yerden herkesten getirdiği selamları bir bir sıralamaya başlayınca, ilkin memnun olan kadı yavaş yavaş kızmaya başlar.
“Selamı bırak da, davaya gelelim hoca” der.
Fakat Nasrettin Hoca:
-“Allah’ın selamını sahibine ileteyim, üstümde kalmasın” deyip, selamları sıralamaya devam eder.
“Erzurum’da Şeyh Mehmet’in selamı var.”
Kadı kaşlarını çatıp dişlerini gıcırdatarak:
“Ve aleyküm selam” der.
“Ankara’dan Hacı Mahmut’un selamı var.”
“Ve aleyküm selam.”
Hoca:
“Eskişehir’e de gittim. Ahaliden…” diye devam edecek olur ki,
Kadı:
“Yeter be!” diye sözünü keser.
Hoca kadıya aldırış etmeden yine selamlara devam edince, kadı önündeki hokkayı kaldırıp Nasrettin Hocanın kafasına fırlatır. O zaman Nasrettin Hoca:
“Kadı efendi!” der, “Şurada yarım saat bile getirdiğim Allah selamlarına aleykümselam demeye dayanamayıp kızdınız, kafama hokkayı fırlattınız. Ya şu kırk yıldır kendisine ‘Keloğlan’ denilen adamcağız ne yapsın?”

Kaderimde namaz kılmak yokmuş ! Ben ne yapayım...


Kaderimde namaz kılmak yokmuş ! Ben ne yapayım           GÜNAHLARLA İÇ İÇE bir hayatı vardı. İbadete de pek yanaşmıyordu.

           Bir gün, bir hocaefendi ile bir araya geldiler.Sohbet esnasında “Hocam” dedi, “Ben kaderin mahkûmu­yum. İstiyorum, ama namaz kılamıyorum. Benim kaderimde namaz kılmamak varmış.”

          Hocaefendi latifeyi seven biriydi. Dedi: “Sen benim yıllardır arayıp da bulamadığım kimsesin. Demek kaderi okuyabiliyorsun. Söyle, benim kaderimde ne var?” Adam şaşırıp kalmış, diyecek bir şey bulamamıştı.

           Ho­ca, devam etti: “Bak şurada çeşme var. Kollarını sıva, abdest al, ardından şurada iki rekât namaz kıl, bak o zaman kaderin nasıl değişe­cek. Kaderinde namaz kılmak olacak.”

           Nedense kader daha çok günahlarda kullanılıyor. Öğren­ciler zayıf aldıklarında, “Hoca verdi” demeleri gibi, günahlara dalan kimseler bunu kaderin zorlaması zannediyor.

           Hz. Ömer zamanında birisi hırsızlık yapar ve yakalanır. Kendisine had cezası uygulanacaktır. Adam can havliyle, “Ya Ömer, ben ne yapabilirdim? Bu benim kaderimmiş” der.
           Hz.Ömer, had cezasını uygulattığı gibi, ayrıca sopa cezası da ve­rir. “Bu da,” der, “Allah’a iftira ettiği için.”

          Sözgelimi bir güneş veya bir elma ağacı için böyle bir hür­riyet yoktur. Güneş gerçekten kaderin mahkûmudur, kendi­sine belirlenen yörüngede yol almaya mecburdur. Elma ağa­cı, elma vermeye mecburdur.

Ama insanın önünde tek yol değil, çok yollar vardır. Tek tercih değil, çok tercihler vardır.

İnsan, isterse iman eder, isterse küfrü seçer. İsterse şükreder, isterse nankörlük yapar. İsterse itaat eder, isterse isyan eder.

 Kişi, bir robot değildir. Kişi, rüzgârın önünde savrulan bir yaprak değildir. Eli, kolu bağlanıp denize atılmış, kendisine, “Haydi, yüz bakalım!” denilmiş de değildir. Böyle olunca o mesuldür. Çünkü o, imtihan edilmektedir.

Yazar: Doç. Dr. Şadi Eren