30 Ağustos 2012 Perşembe

Bu Şarkılar Cehenneme Davetiye Çıkartır !


- Madem unutacaktın beni neden yarattın!

- Kader sen bize eşit davranmadın!

- Ben kulun değilim gücenme tanrım!

- Kul günahkârsa tanrı ne yapsın!

- Bir tanrıya taptım bir sana taptım!

- Secde ettim aşka taparcasına!

- Kapansın camiler, açılsın meyhaneler!

- Dertlerin kalkınca şaha bir sitem yolla Allah'a!

- Bana kaderimin bir oyunu mu bu?

- Kitabına uydur gel uysa da uymasa da!

Yazarken bile Yaratıcım'a karşı kusur işlemekten çekindiğim şarkı sözleri...

Bazı zamanların en çok dinlenen, duygulara tercüman olduğu söylenen şarkılar.

İnsana her türlü nimeti veren Cenah-ı Hakk'a karşı  aciz bir insanın bu sözleri ağzına dolayıp ''içten bir şekilde'' söylemesi hayretler verici bir durum! Eşref-i Mahlukat olan insanın Allah'a karşı isyan bildiren bu sözleri şarkı diliyle kullanması ''Allah'a karşı isyan olmuyor'' gibi  bir izlenim oluşturdu ve bu yüzden Müslüman olan insanlar bu şarkıları rahatça, sanki bir arıza yokmuş gibi yazıp rahatça dinleyebiliyor.

Ama elbette öyle değil. Bu şarkıları dinleyen insan şarkının içindeki sözleri nasıl benimseyip, ''aklını kullanarak'' kabul ediyorsa aynen bunun gibi isyan bildiren sözleride kendi dilinden çıkmış gibi Allah'a iletiyor. Bu da muhakkak ki o insanın imanını korkunç derecede zayıflatıp, Allah ile arasında olan iman bağına zarar veriyordur.

Allah'u Teala kullarına kendisine karşı isyan edilmemesi konusunda Kur'an-ı Kerim'de şu ayetlerle mesaj yollamaktadır;

''Kim Allah'a ve Peygamberine İSYAN eder, KOYDUĞU SINIRLARI AŞARSA, Allah'da onu ebedi kalacağı cahennem atesine atar.''  Nisa Suresi 14. Bir diğer surede ise şöyle geçiyor isyan konusu; '' Her kim Allah'a ve Resulüne ASİ olursa açık bir SAPIKLIK etmiş  olur'' Ahzap Suresi 46

Aklını kullanıp bilinçli düşünebilen her insan anlayacaktır ki, bahsini ettiğimiz şarkılarda geçen ifadeler elbette Allah’a, Allah’ın kuluna dünya hayatında önünü sunduğu sınava isyandan başka bir şey değildir. Ve Allah’da Yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’de Kendisine yapılan bu isyanın karşılığının ne olacağını açıkça belirtmiştir.

Halık-ı Kainat insanı taş, toprak yada hayvan ve bitki olarak değilde insan olarak yaratılma nimetini sunmuş, insanlar içindede Müslüman olmakla şereflendirmiş kendisine binlerce güzel nimetler vermişken o insanın ‘’Ben kulun değilim, gücenme tanrım.!’’ şeklindeki bir ifadeyi Yüca Yaratıcısı olan Allah’a karşı kullanması ne kadar akıldan ve mantıktan uzak bir durum! Kul bu sözleriyle MÜTHİŞ BİR CESARETLE kendisinin artık Allah’a kul olma nimetinden vazgeçtiğini AŞKLA ifade ediyor.

‘’Madem unutacaktın beni neden yarattın!’’ bu da en çok dinlenen arabesk şarkılarının arasında yer olan isyan dolu diğer bir söz. Madem unutacaktın beni neden yarattın!  Canab-ı Hakk hiçbir kulunu bir an olsun unutmaz.
‘’Senin Rabbin seni unutmuş değildir.’’ Meryem suresi 64

Kul eğer hayatta ise ve nefes alıp verebiliyorsa Yaratıcısı onu unutmamış demektir. Allah’ın kulunu unuttuğu an, onun yok olduğu andır. Bu da hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği için Allah’ın kulunu unutması kuluna, madem unutacaktın… gibi bir söz söyletmesine sebeb olması imkansızdır. Allah kulu ile sadece dünyada değil dünya hayatından sonrada an ve an alakadardır.

‘’Bir tanrıya taptım, bir sana taptım.’’ Allah bizlerden sadece Kendisine tapmamızı isterken, Kendisi tarafından bize verilen sevme ve aşk gibi duygularını  fani bir varlık için aşırı ölçüde kullanıp, ona ‘’sana taptım’’ sözlerini kullanacak dereceye getirmek ne büyük bir yanlış!  Allah kulunun bu durumunu nasıl karşılıyordur!

“ Deki, Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım.’’
   En'am Suresi 15

İçinde Yaratıcımız olan Allah’a karşı isyan olan şarkılar bitmek bilmiyor… Bir diğer şarkıda ‘’Kul günahkarsa tanrı ne yapsın.’’ Kul günah işler ve ondan sonra inancı sağlam ve imanı varsa Allah’a tövbe eder ve Allah kulunun tövbesine karşılık verir. Kul günahkarsa tanrı ne yapsın şeklinde bir ifadeyi kullanan insan Allah’ın bağışlama sıfatı yok etmiş olur! Kur’an-ı Kerim’de Allah bağışlanma konusunda kullarına şöyle buyurmaktadır;

‘’Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.’’ Nuh Suresi 10

Bu şarkılar ile Müslüman olan insanları Allah’a isyan eden, tabiri caizse O’na kafa tutan insanlar haline getiriliyor, ahiret sınavında onlara en çok lazım şey olan imanları zedelenip yıkılıyor.

En acı durumda Müslüman olan insanlar Allah’a karşı yaptıkları bu isyanın farkında bile olamıyorlar…

Kendini bu tür şarkıları şarkının içine katarak dinleyen insan bu şarkılardan biraz uzaklaşıp hakiki Müslüman bilinciyle baktığında kendisinin dünyada ki en büyük yanlışı yaptığını Yaratıcısına isyan ettiğini net bir şekilde görecektir. Dünyada akıl ve mantıktan en uzak şey nedir? Diye sorulsa buna verilecek cevapların başında gelir aciz bir kulun Yüce ve Ululuk sahibi Yaratıcısına isyan etmesi...

İblisin Cennetten kovulup Cehenneme atılmasınada Yaratıcısı olan Allah’a asi olup isyan etmesi sebep olmuştu…

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri şarkı ve müzik konusunda Risale-i Nurda şöyle bahsetmektedir ;

‘’Hatta kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kainattan gelen manevi nidaları (sesleri) işitir. Lisan-ı hal (hal diliyle) ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder (anlar). Hatta o nur-u iman sayesinde rüzgarların terennümatını (seslerini) , bulutların naralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını (güzel seslerini)  ve hakeza yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbani kelamları ve ulvi tesbihatı işitir.

Sanki kainat, İlahi bir musiki dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla (sesle) kalblere hüzünleri ve Rabbani aşkları intiba ettirmekle (tesir ettirmekle) kalbleri, ruhları, nurani alemlere götürür, pek garip misali levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder (ulaştırır). Fakat o kulak, küfürle tıkandığı zaman, o leziz, manevi, yüksek savtlardan (seslerden) mahrum kalır.

Evet, ulvi hüzünleri, Rabbani aşkları iras eden (veren) sesler helaldir. Yetimane hüzünleri, nefsani şehevatı tahrik eden sesler haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.’’

Gençler bu zamanda günümüzün olumsuz, sosyal etkenlerinin de etkisiyle ufak bir sevgiye tutulduğu zaman kendini aşık zannedip derbeder eder, o anda kendi hislerine yakın zannettiği bu tür şarkıları dinler ve aklını devreden çıkararak kalbi ile o sözlere eşlik eder… Ve ne yazık ki eşlik ederkende Yaratıcısına ne gibi büyük bir isyanda bulunduğundan bihaberdir.

Rabbim bizleri bu gibi isyan bildiren, Kendisinden uzaklaştıran, Şeytana yakınlaştıran müziklerden ve şarkılardan uzak tutup, kalplerimizi, kulaklarımızı Kendisine davet eden müziklerle şenlendirsin!

Hatalar, kusurlar bize güzellikler O'na (C.C) aittir.

( Alıntı )
Vesselam

Published with Blogger-droid v2.0.8

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Kanadı Kırık Kuşun Hikayesi

Şakik Belhi (r.a) Tevekkülünü Nasıl Düzeltti, İbrahim b. Edhem (r.a) neler dedi?


Arabi, Allah Rasûlü’ne sordu: “Ey Allah’ın Rasûlü, devemi bağlayayım mı, yoksa salıverip tevekkül mü edeyim?”
Rasûlullah (s.a.v) buyurdular:
“Önce deveni bağla, sonra tevekkül et!..” (Tirmizi)
Yine Allah Rasûlü (s.a.v) buyurdular:
“Eğer Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.” (Tirmizi)
Şakik Belhi (r.a), rızık temin etmek için çalışmaz, sebeplere tevessül etmezdi. Bir ara hacc dolayısıyla Mekke’de İbrahim İbni Edhem (r.a) ile karşılaştı. İbrahim İbni Ethem (r.a) ona, rızık temini için böyle çalışmamasına neyin sebep olduğunu sordu. Şakik Belhi anlattı:
“Bir zamanlar çölde yolculuk yapıyordum. Çöl ortasında kanadı kırık bir kuş gördüm. Hareket edemiyor, uçamıyordu. Kendi kendime, “Bak bakalım, bu kuş nereden ve nasıl besleniyor?” dedim ve biraz ileride bir yere saklanarak beklemeye başladım. Derken ağzında bir çekirge bulunan bir kuş uçarak geldi ve çekirgeyi kanadı kırık kuşun ağzına bıraktı. Bundan sonra ben de kendi kendime şöyle dedim:
“Bu sağlam kuşa, bu kanadı kırık kuşu besleten Allah, her nerede olursam olayım beni de besler!”
Ve çalışmayı bıraktım, sırf ibadetle meşgul olmaya başladım.”
Bunun üzerine İbrahim İbni Edhem (r.a) şöyle dedi:
“Niçin sakat kuşu besleyen sağlam kuş olmuyorsun, ki daha faziletli ve şerefli olasın! İşitmedin mi Allah Rasûlü (s.a.v) ne buyuruyor:
“Veren el, alan elden hayırlıdır.” (Buhari, Müslim)
Hem daima her işinde, her şeyin en yüksek derecesine talip olmak müminin şanındandır. Çünkü Allah’ın iyi kulları mertebesine ancak bu suretle yükselinir.”
İbrahim İbni Edhem’in (r.a) bu sözleri üzerine Şakik Belhi (r.a), yanlış yolda olduğunu anladı, O’nun elini öptü ve:
“Sen bizim üstadımızsın!” dedi.
Kaynak: İlahi Nizam /İmam-ı Gazali (r.a)

14 Ağustos 2012 Salı

Manevi Kariyer Yolcusunun Dikkat Etmesi Gereken Beş Esas


1- Helal lokma YE !!!
Manevi kariyer yolcusunun pusulası manevi kalbidir. Manevi kalbin gıdası da füyuzat-ı ilahi(feyiz ve nur-u ilahi)dir. Füyuzat-ı ilahi geldikçe manevi kalb doğru istikamet(sırat-ı müstakim)’i gösterir.
İnsan vücuduna şüpheli bir lokmanın girmesi füyuzatın kesilmesine; füyuzatın kesilmesi kalb(letaif”kalb, ruh, sır, hafi, ve ahfa”)’in durmasına, kalbin durması da manevi hastalığa sebeb olur. Vücuduna şüpheli lokma giren mümin; pusulası yanlış istikameti gösteren, yolda kalmış hasta bir yolcuya benzer.
Manevi kariyer yolcusunun bu halin başına gelmemesi için haram lokma yemekten kaçınması icabettiği gibi şüpheli şeylerden de kaçınması icabeder. Bilhassa bu kadar çok şüpheli gıdanın var olduğu zamanımızda kendisinin yaptığı veya çok iyi bildiği kimselerin yaptığını yemesinden başka çare yoktur.
Şâh-ı Nakşibendî (k.s.) Hazretleri, buyurdular ki:
“Yenilecek bir gıda, bir yiyecek, her ne olursa olsun gaflet içinde, gadapla veya istemeyerek hazırlansa, tedarik edilse, onda hayır ve bereket yoktur.
Zira ona nefs ve şeytan karışmıştır. Böyle bir yiyeceği yiyen kimsede, mutlaka çirkin ve hoş olmayan netice meydana gelir. Gaflete dalmadan hazırlanan ve Allâhü Teâlâ’yı düşünerek yenen helâl ve temiz yiyeceklerden hayır meydana gelir. İnsanların sâlih ameller işlemeye muvaffak olamamalarının sebebi; yemede ve içmede bu husûsa dikkat etmediklerinden ve ihtiyatsızlıktandır.
Her ne hâl olursa olsun, bilhassa namazda huşû’ ve hudû’ halinde bulunmak, zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek; helâl lokma yemeye, Allâhü Teâlâ’yı hatırlayarak yemeği pişirmek ve yemeği Allah (c.c.)’ın huzûrunda imiş gibi yemeğe bağlıdır. Vücûduna haram lokma karışmış olan kimse, namazdan tat alamaz.”

2- Namazlarını cemaatle KIL !!!
Cemâate devâmlılık, manevi kariyer yolcusunun doğru istikamette olduğunun alâmetidir.

3- Günlük ve haftalık vazifelerine dikkat ET !!!
- Sohbetler,
- Hatm-i Şerifler,
- İhlâs-ı Şerif Hatimleri (Hatmi Hacegânı Nakşi ve Hatmi Hacegânı Kadiri)
– Yasin-i Şerif Hatmi,
– Ayet’ül Kürsi Hatmi,
– Salevât-ı Şerif Hatimleri (Nariye, Terficiye …)
- Rabıta-ı Şerife,
- Zikr-i Kalbi.

4- Bir elini hizmetlerde BULUNDUR !!!

5- Aylık olarak Piran-ı İzamın Kabr-i Şerifini ziyaret ET !!!
Manevi kariyer yolcusunu bir anda derece yada dereceler atlatan Kabr-i Şerif ziyaretlerdir. Manevi kariyer yolcusu, Piran-ı İzam’ın kabirlerini ziyaret ettiğinde, kabirdeki büyüğün sıfat ve hâllerinden ne anlamış ve ne sebeple kendisine yönelmiş ise o derecede füyuzat-ı ilahiden istifade eder. (Kabının derinliği ve genişliği nispetinde …)
İmam-ı Rabbani hazretleri, 291. mektubunda buyuruyor ki:
“Delhi şehrinde, bayram günü, hocam Muhammed Baki Billah’ın mezar-ı şerifini ziyarete gitmiştim. Mübarek mezarına teveccüh ettiğim zaman, mukaddes ruhaniyeti ile iltifat buyurdu. Bu garibi öyle okşadı ki, Hace Ubeydullah-i Ahrar’dan kendisine gelmiş olan feyzleri ihsan eyledi. Bu nisbete kavuşunca, Tevhid marifetlerinin hakikati hâsıl oldu.”

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Şu mübarek Şehr-i Ramazan...

Şu mübarek Şehr-i Ramazan,
Muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar.
Dakikası bir gündür, saati iki ay,
Günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bakidir.

| Bediüzzaman Said Nursi

9 Ağustos 2012 Perşembe

Selam


Selam, huzur ve esenliktir. Ruhun, elest bezminde verdiği söze sadakattir. Etrafına faydalı olanlar, ülkede asayişi temin edenler, aşını ekmeğini ağız tadıyla yiyenler sözünde doğru olanlardır. Sabırlı, itaatte ısrarlı, menhiyat işlememeye kararlı, iç ve dışta sulhu temin eden, Allahü Teâlâdan korkanlar ezel bezminde verdiği ahde bağlı kalanlardır. Selam bütün peygamberlerin ortak özelliği olan tevhiddir.

Allah'ı ve Resulü’nü inkar etmeyen, Peygamberlerle Cenâb-ı Hakk'ın arasını ayırmayan, imanla küfür arasında bir yol tutmayan, Kitab-ı Kerim'i belli bir zamana hapsetmeyen, sağlam bir itikattir.Yaratılan her zerrenin kul olduğuna inanan, insin ve cinnin sorumluluğuna inanmanın adıdır selam. Namazda gönlüne, insanlar arasında diline yemekte midesine, bir başkasının evinde gözüne sahip olanların sıfatıdır selam.

Başkasına yaptığı iyilikle, bir başkasının kendisine yaptığı kötülüğü unutan hal ehli insanların özelliğidir selam. Hiçbir an Allahü Teâlâyı ve ölüm gerçeğini hatırından çıkarmayanların huyudur selam.İçiyle barışık olmayanların, çevresiyle barışık olmayacaklarına kani olmaktır selam. Kalbi ıslah ile, bütün vücudunu ıslah etmenin adıdır selam. Gönlü sohbet, zikir, murakabe ve teveccüh ile huzura erenlerin, bütün azalarından nur neş’et eder, doğar.

Selam ehlinin ayakları cihadda, elleri infakta, dilleri zikirde, kulakları nasihatte, gözleri ibrette, beyinleri yüce kudreti tefekkürde, gecesi kıyam ve secdede, gündüzleri tebliğ ve davettedir.Hz. Fatih Sultan Mehmet gibi, ülkesinde her din mensubunu ibadetinde serbest bırakmanın güzelliğidir selam. Vedud olma, halkına acıma, sevgi ve muhabbet duyma yerine, haksız yere silah çekme değildir selam.

Tanıyıp tanımadığımıza verelim selam. Uğradığımız zaman bir kabristana, geçmişlere rahmet dileyerek verelim selam. Cenazeye iştirak ile, hastaları ziyaret ile, komşuları memnun etmekle, salihleri ziyaretle, misafire ikramla, fakirlere ziyafet ile, dostları memnun etmekle verelim selam. Toplantılarda âdâb-ı muaşeretle, aksırana teşmitle, 'yerhamükallah' “Allah sana rahmet etsin” demekle, mü’minlerle musafaha ile, selam ve hayır sahibi olmakla selam verelim.

Büyüklere hürmetle, küçüklere şefkatle, dostları gözetmekle, insanların kusurunu bağışlamakla, küskünleri barıştırmakla, mahlukâta zahmet vermemekle, insanlarla güzel geçinmekle, tatlı dil ve güler yüzle verelim selam.Adam kaçırıp yol kesen, evi barkı perişan eden, ormanı yakıp kül eden, vasıtaları harap eden canilerin cinnetinden vazgeçip hidayete ermelerine dua etmekle verelim selam.

Doğal afetlere uğrayan sel, heyelan ve depremle ve birçok sıkıntılara maruz kalan kardeşlerimize 'veren el' olmakla edelim selam.Selam verip almak, kardeşliğin alametidir.Muhabbetin işaretidir. Yalnız selam verirken rüku’a varırcasına eğilmek caiz değildir. Selama karşılık veremeyecek halde olanlara selam vermek mekruhtur. Namaz kılana, Kur’ân okuyana, hutbede hatibi dinleyene selam vermek icap etmez. Küçükler büyüklere, binekli olanlar yürüyenlere, ayakta olanlar oturanlara, geriden gelenler önden gidenlere selam verirler.

Efendimiz (sav): "Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim mi? Onu yaptığınız zaman birbirinizi sevmiş olursunuz. Aranızda selamı yayınız." buyuruyor.


Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri (K.s)